- Katılım
- 22 Eylül 2008
- Mesajlar
- 2,576
- Reaksiyon puanı
- 104
- Puanı
- 185
- Konum
- Margáir
- Web Sitesi
- www.favoriforumum.net
Yunan Mitolojisi bana göre dünyanın en zengin tarihidir. Çünkü gerçekle bağdaşma gibi bir gayreti olmadığı için, diğer medeniyet tarihlerinde görülmeyen efsane ve mitleri besliyor. Düşünün hangi inanç sisteminde tanrılar bir dağda yaşar? İki tarihçi bu işi yalnızca kralları eğlendirmek ve onları yüceltmek için yapıyorlar. Fakat, iş gittikçe o kadar ciddileşiyor ki onlar bile inanıyorlar. Artık krallar Olimpos'a gidip tanrılardan izin almadıkça tahta bile oturmuyorlar. Spartalılar savaşa çıkmadan mutlaka tanrılara dua edip af diliyorlar. Hatırlarsınız 300 filminde bir sahne vardı Kral Leonidas rahiplerin dağına çıkıp onlardan izin istiyordu. Onun orijinalinde efsaneye göre Leonidas tanrıların dağına çıkmış, onlardan izin istemiş;fakat izini alamayınca onlara rest çekip savaşa gitmiştir. Tanrıların gazabı üzerlerinde olduğu için savaşta öldürülmüşlerdir.
Başta da bahsettiğim gibi kaynağını Yunan Mitolojisi'nden alan bir oyun asla tökezlemez. Konusu itibariyle benim söylediklerime tek istisna sanırım 300 oyunudur. RPG tarzı gelseydi o oyun da mükemmel olabilirdi. Ama nedense Eidoa firması bir baş karakter ile işe başlamak yerine direk savaştan başlamış. Oyunda ne bir konu ne de bir senaryo olduğundan bahsetmek komik olurdu sanırım. Bu istisna ışığında yola çıkarsak aynı hataya düşmeyen bir yapım anlatacağım size. İsmi, Rise of Argonauts. Yunan Mitolojisi ile hanedanı birleştirmiş ilginç bir hikayedir aslında. Tahta çıkacak kişinin çeşitli görevlere tabi tutulması ya da ihanete uğraması, işin içinde mutlaka tanrıların parmağı vardır yorumuna sebebiyet veriyor bazen. Bilindiği üzere insanı Prometheus isimli titan Olimpos Tanrıları'ndan daha zeki olduğunu göstermek için yaratmış ve zekasıyla onlardan daha üstün olduğunu göstermeye çalışmıştır. Bu nedenle de kardeşinin bedeninin de içinde hapsolduğu bir dağda eleri ve ayakları zincirlenmiş Zeus'un görevlendirdiği bir akbaba tarafından iç organları deşilmiştir. Ve Prometheus ölümsüz olduğundan her ölüm sonrası tekrar dirilmiştir. Bu belki de insanlığın gördüğü ya da duyduğu ilk işkencedir. Ve insanların acı çekmesi yaratıcıları olan Prometheus'un çektiği bu acıda gizlidir.
Oyunun kısaca konusunu anlatmak istiyorum. Aslında her şey taht kavgası ile başlıyor. Bilindiği gibi Yunan ve diğer Avrupa hanedanlarında genelde babadan oğla tahtın geçmediğini görüyoruz. Generaller ve ya o dönem kim en güçlü ise taht o hanedana geçiyor. Bu nedenle de çok büyük taht kavgaları oluyor. Oyun da aslında bu konuyu işlemiş. Tahtın asıl sahibi kim olmalı sorusunun cevabı biraz kanlı olunca ister istemez olayların devamı maceralı ve intikam hırsıyla bezenmiş şekilde geliyor. O dönem tahta olan Cretheus isimli Kral ölünce ondan sonra en güçlü hanedanın başı olan Aeson geçecekti. Fakat kardeşi ile düştüğü hırs kavgasından mağlup ayrılınca mahkum edildi. Genelde bizim efsanelerimizde görülen bir vasi olayı baş gösteriyor. Bir kahine giden kral mahkum ettiği Aeson'un gelecek olan vasisinin kendisi öldürüp tahtı ele geçireceğini öğrendi. Bu nedenle bu vasisi öldürmesi gerekiyordu. Ama efsaneye göre bunu başaramıyordu. Bir şans yardımı ile kurtulan çocuk ilerde tahtı için büyük tehlike oluşturuyordu. Tahtı kaybedeceği korkusu ile yıllarını geçiren kral. Ne zamanki Aeson'un oğlu ile karşılaştı o andan itibaren onu öldürmeyi aklına koydu. Yaptığı tüm planlar başarılı olmuyor ve her geçen gün tahtın kendisine ait olduğu hissi yerini onu kaybedeceği korkusuna bırakıyordu. O da yapabileceği tek şeyi yaptı ve tanrıların annesi olan Hera'ya akıl danıştı. Hera ona "Altın Postu" bulması için bir görev vermesini istedi. Nasıl olsa bu macerada onu ateş püsküren boğalar, dev ejderhalar, denizcileri sesleri ile büyüleyen deniz kızları ve tek gözlü Cyclopslar karşılayacaktı. Bunları geçmesi imkansızdı.
Bu fikri çok beğenen kral hemen Jason'ı yani tahtın vasisi olan kişiyi çağırarak ona bir görev verdiğini açıklar. Hikayenin bu kısmına kadar her şey normal. Gerçek efsane de "Altın Postu" Argonotların başı olan Yason isimli bir genç almak için görevlendiriliyordu. Gerçek tabiri ise İason. Postun Kolhis adı verilen bir bölgede olduğu düşünülüyormuş. Yani şimdiki karadeniz kıyılarında imiş bu post. Hikayede geçmeyen konu ise bu postun kime ait olduğu sanırım. Tam olarak konuşmalardan anlamadım. Ama güneş tanrısı ismini geçtiğini duydum. Bu da güneş tanrısı Helios ile bağlantı kurmama sebep oldu. Post güneş tanrısı Helios'un kral oğlunda bulunuyordu. Şartı kabul eden Jason Altın Postu bulmak için bir ekip kurar. Ekip Argonotlardan oluştuğu için de gemilerinin adı "BÜYÜK ARGO" adını almıştır. Büyük bir hengameden sonra grup krallığa ulaşır. İlk bakışta misafirperver görününen kral gelenlerin amacını öğrenince, postu vermemek için kimsenin başaramayacağı bir görev verir onlara. Daha doğrusu önderleri olan Jason'a. Görev oldukça çetindir. Görevi önce ateş püskürten öküzleri devirecek, başlarına boyunduruk geçirecek ve büyük bir tarlayı sürecek. Sonra Jason'ın ejderhayı öldürmesi ve onun dişlerini toprağa ekmesini ister. Bu dişlerden savaşçılar çıkmaktadır. Jason'ın bu savaşçılarla savaşması ve onları yenmesi gerekir. Yunanlılar ancak bundan sonra "Altın Postu" alabileceklerdir(ALINTI)
Elbette ki bu görev oldukça zordur. Ve kralın kızı yardımıyla bu görevi başarırlar postu da alırlar. Sonuç olarak Jason kral olur. Hikayenin sonunda Hera'nın yeni oyunlarını görüyoruz. Ama konumuz bu değil. Oyunun başlangıcı oldukça dramatik. Jason'ın sevgilisinin bir okçu tarafından öldürüldüğünü görüyoruz. Bu okçu elbette ki devrik kralın görevlendirdiği ve de görevini başarıyla tamamlayan bir casustur. Oyun bu şekilde başlıyor. Sevgilisini musallaya yatıran Jason. İntikam yemini ile alıyor eline mızrağını ki mızrak o an sırtındadır. Başlıyor savaşmaya. Oyunun hemen başında yanımızda Polux isimli bir savaşçıyı görüyoruz. İri yarı bir fixiğe sahip. Ben başlangıçta onu Herkul sansam da sonradan onun Polux olduğu bilgisini ediniyorum. Oyunun ilerleyen bölümlerinde zaten Herkul bize yardıma geliyor. Atalanta ve Pan isminde bir keçi şeklinde bir yaratık da yardıma geliyor. Bu Pan, yanılmıyorsam yarı tanrı ve Zeus'un Herkul'ü yetirştirmesi için görevlendirdiği biri. Gerçi konumuzla alakası yok ama ben yine de değineyim dedim.
Oyunun başında dediğim gibi elimizde bir mızrak ve kalkan bulunuyor. Ben açıkçası bu mızrağı pek sevmedim. Ama adamlara saplayıp geri çekip çıkartırken ki sahnesini görünce baya hoşuma gittiğini söyleyeyim. Oyun bir meydanda başlıyor. Polux ile birlikte bir kaç adamı alt ediyoruz. Polux tutmaktan ve yere yapıştırmaktan başka bir şey yapmıyor. Asıl iş bizim üstümüzde. Oyunun başları bana göre güçleri ve silahları öğrendiğimiz kısım. Üç silahımız var biri ilk başta elimzde bulunan mızrak. Bunu güzel bir "ekşın" ile fırlatıyoruz ve bir düşmanı alt ediyoruz. daha sonra elimize bir topuz geçiyor. Bu topuz oldukça güzel. Düşmanların kafasını ağır çekimde parçaladığımız anlar oldukça başarılı. Çok kanlı sahneler var. Hele Jason kılıcı aldığında adamları ortadan ikiye böldüğü sahneler +13 bence. Oyun zaten "Mature" formatında. Başka ne bekliyordum ki. neyse uzun uğraşlar sonunda o hain okçuyu kıstırıyoruz bir yerde. Polux'un bir vücut hareketi ile yere düşüyor. Bunu kimin yaptığı öğreniliyor. Ve macera asıl yeni başlıyor.
Oyunun ileri bölümlerinde yanımızda iki karakter bile olduğu anlar var. Atalanta genelde çok işe yarıyor diyebilirim. Bir de Polux'mu yoksa Herkul'mü olduğunu bir türlü kavrayamadığım diğer karakter. Herkul bu kadar kalıplı mıydı? Savaş sırasında bir kaç kez göz ucuyla takip ettim. Kılıç filan işlemiyor da. Her neyse adam sonuçta çok işe yarıyor. Oyunda bizi belki de en çok rahatsız edecek şey uzun videolar. Yaklaşık bir on dakika beklediğimiz bile oluyor. Jason'ın bir geyik ile konuştuğu sahne vardı. Oyun yarım saat full aksiyonsuz geçti. Ormana girdiği andan itibaren çiçeğe benzeyen yaratıklar gelene kadar ne bir aksiyon ne de bir göze hoş gelen sahne gördüm. Çok fazla detaya inilmiş. Kısaca anlatılabilecek şeyler uzatıldıkça uzatılmış. Bir noktadan sonra oyundan bile soğuyabilirsiniz. Müzik zaten varla yok arasında. Oyunu alıp götüren sizi ekrana bağlayan bir müzik beklemeyin derim. Ben buna bir anlam veremedim zaten. Mitolojik bir ortamdasın oyuncuyu o atmosfere sokman gerekiyor ve müzik yok. Daha doğrusu var da nerede. En önde jason arkada bir ve ya bazen iki kişi ilerliyoruz sadece. Codemasters'ın en büyük hatası da bence bu.
Oyunda tıpkı God of War'da olduğu gibi 4 tanrıdan güç alıyoruz. Ama benim anlamadığım bu oyunla ne alakası olduğu. Orijinal efsanede hiç bir tanrı yardım etmiyordu. Konuya yeni bir soluk getirmişler. Tanrılardan müthiş güçler alıyoruz. Güçlerimiz geliştikçe neredeyse yarı tanrı oluyoruz. Göze hoş gelen kombolar yapabiliyoruz aslında. Oyunun bazı bölümlerinde bütün adamlarımız duruyor ve yalnızca biz dövüşüyoruz. Çok sönük ve sıradan dövüşler oluyor genelde. teke tek gelen adamlar basitçe katlediliyor. Dövüş esnasında bir nota bile çalmıyor. Oyuna kendinizi veremiyorsunuz. Konuşmalar sırasında ekrana bazı yazılar geliyor şu anda tercih yapabilme ve ya daha sonraya bırakma şeklinde. Sönük geçen mücadelelerin sonrasında bir de bu sahneleri yaşamak oldukça sıkıcı. Oyunda bir bölümde girdiğimiz odada 4 tanrı figürü görüyoruz. Bunlar Ares, Hermes, Apollo ve Athena. Buradan Map bölümüne girdiğimizde anlayamadığım daha doğrusu kavramakta güçlük çektiğim bir Change bölümü bulunuyor. Güçlerini görüyoruz büyük ihtimalle.
Oyun biraz ilerledikçe genç bir çocuk bize katılmak istiyor. Burada yine ekrana bir yazı geliyor. Çocuğun yaşının çok küçük olduğunu yada bize katılmak için yeterli olduğuna dair bir seçim yapmamız gerekiyor. zaten oyunun çoğu bölümü dövüşmeden geçiyor bir de üstüne bizi yavaşlatan bu sahneler ile oyun uzadıkça uzuyor. Oyun zaten uzun. Tamam kabul ediyorum neredeyse tüm mitolojik terimler geçiyor. Hikaye olarak çok güçlü. Ama biraz da buna aksiyon katılamaz mıydı? Oyun ilerledikçe biraz umutlanır gibi oluyorum aslında. Adamları taşa çevirme güçleri geliyor. Oyuna her yeni karakter illa konuşmak zorunda. Koca titanlar bile çeneleri düşmüş gibi konuştukça konuşuyor. Hikayenin sonunda sevgilisinin ölüsünün bulunduğu yere tekrardan geliyor Jason. O kadar zaman geçmesine rağmen kadında ne bir morlaşma ne bir çürüme var. Bizi burada bir boss bekliyor. Aslında basit bir boss. Nova vuruşları yapan ve genelde uzaktan saldıran bir düşman. Kolayca da ölüyor zaten.
Hikayenin sonu mutlu bitiyor. Ben söylemeyeyim siz oynayın ve görün. Aslında buy oyunun tam çözümünü yazacaktım. Ama bazı bölümleri es geçtim. İnanılmaz uzun sürerdi yoksa. Düşünün 2 tane Prince Of Percia oynamışsınız gibi yoruyor insanı. Gerçi diyaloglardan dolayı baya bir duruyorsunuz. Ama yine de çok uzun. Sonuç olarak oyunu bitirdim. Fark eden bir şey yok aslında. Size tavsiye vermeme bile gerek yok. Zorlanacağınızı sanmıyorum. Çok basit biz düzleme bağlanmış oyun. Kafa karıştıran bir yer neredeyse yok. Grafikleri hakkında eleştirilecek bir nokta bulamadım. Bu kadar uzun bir oyun için iyi bile sayılır. Güzel vakit geçirmek isteyenler için alternatif bir oyun aslında Rise of. Uzun ve sıkıcı diyaloglara rağmen oynanabilir. POP tarzı oyun sevenleri şaşırtmayacak sanırım.
Başta da bahsettiğim gibi kaynağını Yunan Mitolojisi'nden alan bir oyun asla tökezlemez. Konusu itibariyle benim söylediklerime tek istisna sanırım 300 oyunudur. RPG tarzı gelseydi o oyun da mükemmel olabilirdi. Ama nedense Eidoa firması bir baş karakter ile işe başlamak yerine direk savaştan başlamış. Oyunda ne bir konu ne de bir senaryo olduğundan bahsetmek komik olurdu sanırım. Bu istisna ışığında yola çıkarsak aynı hataya düşmeyen bir yapım anlatacağım size. İsmi, Rise of Argonauts. Yunan Mitolojisi ile hanedanı birleştirmiş ilginç bir hikayedir aslında. Tahta çıkacak kişinin çeşitli görevlere tabi tutulması ya da ihanete uğraması, işin içinde mutlaka tanrıların parmağı vardır yorumuna sebebiyet veriyor bazen. Bilindiği üzere insanı Prometheus isimli titan Olimpos Tanrıları'ndan daha zeki olduğunu göstermek için yaratmış ve zekasıyla onlardan daha üstün olduğunu göstermeye çalışmıştır. Bu nedenle de kardeşinin bedeninin de içinde hapsolduğu bir dağda eleri ve ayakları zincirlenmiş Zeus'un görevlendirdiği bir akbaba tarafından iç organları deşilmiştir. Ve Prometheus ölümsüz olduğundan her ölüm sonrası tekrar dirilmiştir. Bu belki de insanlığın gördüğü ya da duyduğu ilk işkencedir. Ve insanların acı çekmesi yaratıcıları olan Prometheus'un çektiği bu acıda gizlidir.
Oyunun kısaca konusunu anlatmak istiyorum. Aslında her şey taht kavgası ile başlıyor. Bilindiği gibi Yunan ve diğer Avrupa hanedanlarında genelde babadan oğla tahtın geçmediğini görüyoruz. Generaller ve ya o dönem kim en güçlü ise taht o hanedana geçiyor. Bu nedenle de çok büyük taht kavgaları oluyor. Oyun da aslında bu konuyu işlemiş. Tahtın asıl sahibi kim olmalı sorusunun cevabı biraz kanlı olunca ister istemez olayların devamı maceralı ve intikam hırsıyla bezenmiş şekilde geliyor. O dönem tahta olan Cretheus isimli Kral ölünce ondan sonra en güçlü hanedanın başı olan Aeson geçecekti. Fakat kardeşi ile düştüğü hırs kavgasından mağlup ayrılınca mahkum edildi. Genelde bizim efsanelerimizde görülen bir vasi olayı baş gösteriyor. Bir kahine giden kral mahkum ettiği Aeson'un gelecek olan vasisinin kendisi öldürüp tahtı ele geçireceğini öğrendi. Bu nedenle bu vasisi öldürmesi gerekiyordu. Ama efsaneye göre bunu başaramıyordu. Bir şans yardımı ile kurtulan çocuk ilerde tahtı için büyük tehlike oluşturuyordu. Tahtı kaybedeceği korkusu ile yıllarını geçiren kral. Ne zamanki Aeson'un oğlu ile karşılaştı o andan itibaren onu öldürmeyi aklına koydu. Yaptığı tüm planlar başarılı olmuyor ve her geçen gün tahtın kendisine ait olduğu hissi yerini onu kaybedeceği korkusuna bırakıyordu. O da yapabileceği tek şeyi yaptı ve tanrıların annesi olan Hera'ya akıl danıştı. Hera ona "Altın Postu" bulması için bir görev vermesini istedi. Nasıl olsa bu macerada onu ateş püsküren boğalar, dev ejderhalar, denizcileri sesleri ile büyüleyen deniz kızları ve tek gözlü Cyclopslar karşılayacaktı. Bunları geçmesi imkansızdı.
Bu fikri çok beğenen kral hemen Jason'ı yani tahtın vasisi olan kişiyi çağırarak ona bir görev verdiğini açıklar. Hikayenin bu kısmına kadar her şey normal. Gerçek efsane de "Altın Postu" Argonotların başı olan Yason isimli bir genç almak için görevlendiriliyordu. Gerçek tabiri ise İason. Postun Kolhis adı verilen bir bölgede olduğu düşünülüyormuş. Yani şimdiki karadeniz kıyılarında imiş bu post. Hikayede geçmeyen konu ise bu postun kime ait olduğu sanırım. Tam olarak konuşmalardan anlamadım. Ama güneş tanrısı ismini geçtiğini duydum. Bu da güneş tanrısı Helios ile bağlantı kurmama sebep oldu. Post güneş tanrısı Helios'un kral oğlunda bulunuyordu. Şartı kabul eden Jason Altın Postu bulmak için bir ekip kurar. Ekip Argonotlardan oluştuğu için de gemilerinin adı "BÜYÜK ARGO" adını almıştır. Büyük bir hengameden sonra grup krallığa ulaşır. İlk bakışta misafirperver görününen kral gelenlerin amacını öğrenince, postu vermemek için kimsenin başaramayacağı bir görev verir onlara. Daha doğrusu önderleri olan Jason'a. Görev oldukça çetindir. Görevi önce ateş püskürten öküzleri devirecek, başlarına boyunduruk geçirecek ve büyük bir tarlayı sürecek. Sonra Jason'ın ejderhayı öldürmesi ve onun dişlerini toprağa ekmesini ister. Bu dişlerden savaşçılar çıkmaktadır. Jason'ın bu savaşçılarla savaşması ve onları yenmesi gerekir. Yunanlılar ancak bundan sonra "Altın Postu" alabileceklerdir(ALINTI)
Elbette ki bu görev oldukça zordur. Ve kralın kızı yardımıyla bu görevi başarırlar postu da alırlar. Sonuç olarak Jason kral olur. Hikayenin sonunda Hera'nın yeni oyunlarını görüyoruz. Ama konumuz bu değil. Oyunun başlangıcı oldukça dramatik. Jason'ın sevgilisinin bir okçu tarafından öldürüldüğünü görüyoruz. Bu okçu elbette ki devrik kralın görevlendirdiği ve de görevini başarıyla tamamlayan bir casustur. Oyun bu şekilde başlıyor. Sevgilisini musallaya yatıran Jason. İntikam yemini ile alıyor eline mızrağını ki mızrak o an sırtındadır. Başlıyor savaşmaya. Oyunun hemen başında yanımızda Polux isimli bir savaşçıyı görüyoruz. İri yarı bir fixiğe sahip. Ben başlangıçta onu Herkul sansam da sonradan onun Polux olduğu bilgisini ediniyorum. Oyunun ilerleyen bölümlerinde zaten Herkul bize yardıma geliyor. Atalanta ve Pan isminde bir keçi şeklinde bir yaratık da yardıma geliyor. Bu Pan, yanılmıyorsam yarı tanrı ve Zeus'un Herkul'ü yetirştirmesi için görevlendirdiği biri. Gerçi konumuzla alakası yok ama ben yine de değineyim dedim.
Oyunun başında dediğim gibi elimizde bir mızrak ve kalkan bulunuyor. Ben açıkçası bu mızrağı pek sevmedim. Ama adamlara saplayıp geri çekip çıkartırken ki sahnesini görünce baya hoşuma gittiğini söyleyeyim. Oyun bir meydanda başlıyor. Polux ile birlikte bir kaç adamı alt ediyoruz. Polux tutmaktan ve yere yapıştırmaktan başka bir şey yapmıyor. Asıl iş bizim üstümüzde. Oyunun başları bana göre güçleri ve silahları öğrendiğimiz kısım. Üç silahımız var biri ilk başta elimzde bulunan mızrak. Bunu güzel bir "ekşın" ile fırlatıyoruz ve bir düşmanı alt ediyoruz. daha sonra elimize bir topuz geçiyor. Bu topuz oldukça güzel. Düşmanların kafasını ağır çekimde parçaladığımız anlar oldukça başarılı. Çok kanlı sahneler var. Hele Jason kılıcı aldığında adamları ortadan ikiye böldüğü sahneler +13 bence. Oyun zaten "Mature" formatında. Başka ne bekliyordum ki. neyse uzun uğraşlar sonunda o hain okçuyu kıstırıyoruz bir yerde. Polux'un bir vücut hareketi ile yere düşüyor. Bunu kimin yaptığı öğreniliyor. Ve macera asıl yeni başlıyor.
Oyunun ileri bölümlerinde yanımızda iki karakter bile olduğu anlar var. Atalanta genelde çok işe yarıyor diyebilirim. Bir de Polux'mu yoksa Herkul'mü olduğunu bir türlü kavrayamadığım diğer karakter. Herkul bu kadar kalıplı mıydı? Savaş sırasında bir kaç kez göz ucuyla takip ettim. Kılıç filan işlemiyor da. Her neyse adam sonuçta çok işe yarıyor. Oyunda bizi belki de en çok rahatsız edecek şey uzun videolar. Yaklaşık bir on dakika beklediğimiz bile oluyor. Jason'ın bir geyik ile konuştuğu sahne vardı. Oyun yarım saat full aksiyonsuz geçti. Ormana girdiği andan itibaren çiçeğe benzeyen yaratıklar gelene kadar ne bir aksiyon ne de bir göze hoş gelen sahne gördüm. Çok fazla detaya inilmiş. Kısaca anlatılabilecek şeyler uzatıldıkça uzatılmış. Bir noktadan sonra oyundan bile soğuyabilirsiniz. Müzik zaten varla yok arasında. Oyunu alıp götüren sizi ekrana bağlayan bir müzik beklemeyin derim. Ben buna bir anlam veremedim zaten. Mitolojik bir ortamdasın oyuncuyu o atmosfere sokman gerekiyor ve müzik yok. Daha doğrusu var da nerede. En önde jason arkada bir ve ya bazen iki kişi ilerliyoruz sadece. Codemasters'ın en büyük hatası da bence bu.
Oyunda tıpkı God of War'da olduğu gibi 4 tanrıdan güç alıyoruz. Ama benim anlamadığım bu oyunla ne alakası olduğu. Orijinal efsanede hiç bir tanrı yardım etmiyordu. Konuya yeni bir soluk getirmişler. Tanrılardan müthiş güçler alıyoruz. Güçlerimiz geliştikçe neredeyse yarı tanrı oluyoruz. Göze hoş gelen kombolar yapabiliyoruz aslında. Oyunun bazı bölümlerinde bütün adamlarımız duruyor ve yalnızca biz dövüşüyoruz. Çok sönük ve sıradan dövüşler oluyor genelde. teke tek gelen adamlar basitçe katlediliyor. Dövüş esnasında bir nota bile çalmıyor. Oyuna kendinizi veremiyorsunuz. Konuşmalar sırasında ekrana bazı yazılar geliyor şu anda tercih yapabilme ve ya daha sonraya bırakma şeklinde. Sönük geçen mücadelelerin sonrasında bir de bu sahneleri yaşamak oldukça sıkıcı. Oyunda bir bölümde girdiğimiz odada 4 tanrı figürü görüyoruz. Bunlar Ares, Hermes, Apollo ve Athena. Buradan Map bölümüne girdiğimizde anlayamadığım daha doğrusu kavramakta güçlük çektiğim bir Change bölümü bulunuyor. Güçlerini görüyoruz büyük ihtimalle.
Oyun biraz ilerledikçe genç bir çocuk bize katılmak istiyor. Burada yine ekrana bir yazı geliyor. Çocuğun yaşının çok küçük olduğunu yada bize katılmak için yeterli olduğuna dair bir seçim yapmamız gerekiyor. zaten oyunun çoğu bölümü dövüşmeden geçiyor bir de üstüne bizi yavaşlatan bu sahneler ile oyun uzadıkça uzuyor. Oyun zaten uzun. Tamam kabul ediyorum neredeyse tüm mitolojik terimler geçiyor. Hikaye olarak çok güçlü. Ama biraz da buna aksiyon katılamaz mıydı? Oyun ilerledikçe biraz umutlanır gibi oluyorum aslında. Adamları taşa çevirme güçleri geliyor. Oyuna her yeni karakter illa konuşmak zorunda. Koca titanlar bile çeneleri düşmüş gibi konuştukça konuşuyor. Hikayenin sonunda sevgilisinin ölüsünün bulunduğu yere tekrardan geliyor Jason. O kadar zaman geçmesine rağmen kadında ne bir morlaşma ne bir çürüme var. Bizi burada bir boss bekliyor. Aslında basit bir boss. Nova vuruşları yapan ve genelde uzaktan saldıran bir düşman. Kolayca da ölüyor zaten.
Hikayenin sonu mutlu bitiyor. Ben söylemeyeyim siz oynayın ve görün. Aslında buy oyunun tam çözümünü yazacaktım. Ama bazı bölümleri es geçtim. İnanılmaz uzun sürerdi yoksa. Düşünün 2 tane Prince Of Percia oynamışsınız gibi yoruyor insanı. Gerçi diyaloglardan dolayı baya bir duruyorsunuz. Ama yine de çok uzun. Sonuç olarak oyunu bitirdim. Fark eden bir şey yok aslında. Size tavsiye vermeme bile gerek yok. Zorlanacağınızı sanmıyorum. Çok basit biz düzleme bağlanmış oyun. Kafa karıştıran bir yer neredeyse yok. Grafikleri hakkında eleştirilecek bir nokta bulamadım. Bu kadar uzun bir oyun için iyi bile sayılır. Güzel vakit geçirmek isteyenler için alternatif bir oyun aslında Rise of. Uzun ve sıkıcı diyaloglara rağmen oynanabilir. POP tarzı oyun sevenleri şaşırtmayacak sanırım.