- Katılım
- 22 Eylül 2008
- Mesajlar
- 2,576
- Reaksiyon puanı
- 104
- Puanı
- 185
- Konum
- Margáir
- Web Sitesi
- www.favoriforumum.net
Kendine özgü lugatıyla hayatımıza giren Dilber hala ile bütün Türkiye bir kez daha Adanalının zekâsına tanık oluyor. Sözlüğüyle, ünlüleriyle, yemekleriyle, manileriyle işte Adana ve Adanalı olmanın anlamı..
Her şey Dilber halanın - namı diğer Dilber Koçarslanlı - Avrupa Yakası'ndan hayatımıza girmesiyle başladı. Ardından bir polis başkomiseri olan Adanalı sökün etti. Son Adanalımız ise, Canım Ailem'deki Samim oldu. 81 vilayetin bir numaralı ilini bilmeyenimiz yoktu ama, birçoğumuz Adana'nın kendine özgü dilini, insanlarının 'samimi' yakınlığını bu üç karakterle yeniden hatırladı. 'Adanalılık' bir fenomendi. Adanalılık 'kendine mahsus ve dik' olarak tabir ediliyor Adanalılar tarafından. Eprisi ve tantanası bol olan Adana'yı çağrıştıran öyle çok imge var ki: Sıcak, pamuk, portakal, pamuk işçileri, kendine özgü ve sadece Çukurovalıların anlayacağı bir kelimeler dizini. Hal böyle olunca Adana'yı ve Adanalılığı anlayalım istedik. Her şehrin fanatikleri vardır ama Adanalılık başka bir şey, neredeyse Cumhuriyet içinde Cumhuriyet. Adana, Türk dilinin en 'erkek' küfrünün ('a... koyayım') anavatanı. Hatta müstehzi bir şekilde rivayet edilir ki, Türk Dil Kurumu'na bu küfürün bağlaç olması için başvurulmuştur. Başka hiçbir yerde argo; bir kızın oya işlemesine, bir bebeğin ilk çığlığının muhteşemliğine, bir kemancının notalarındaki sanatsallığa benzetilmez. Ve başka hiçbir yerde yaradanıyla bu kadar yakın akrabalık bağı kurulmaz, 'Adanalıyık, Allah'ın adamıyık' diyecek kadar. Ama tıpkı Ahmed Arif'in o muhteşem şiirinde bahsettiği gibi, anlaşılan o ki, 'öyle içten, öyle derin türkü söylemek, küfür etmek Çukurova yiğidine mahsus'. Ve yine Edip Cansever'in ona hitap ederek yazdığı gibi: "Ah güzel Ahmet Abim benim/ İnsan yaşadığı yere benzer/ O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer/ Suyunda yüzen balığa/ Toprağını iten çiçeğe/ Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine..." Adana'nın hali pür melali biraz da böyle...
Dilber halanın manileri yüzlerce yıllık
Dilber haladan her hafta birkaç tanesini duyduğumuz maniler, Adana'da yüzyıllardır süren âşıklık geleneğinin ürünleri. Yörede Karacaoğlan türküleri hâlâ yaygın olarak dinleniyor. Buna yörede 'Karacaoğlan çığırmak' deniyor. Karacaoğlan âşıklarca Çukurova'da ilk âşık olarak biliniyor. İşte o manilerden birkaç örnek:
"Hey atlılar atlılar/ Boynu gırvak atlılar/ Kız istemeye gelmiş/ Patlıcan suratlılar."
"Süt doldurdum şişeyi/ Dolaş da gel köşeyi/ Duydu yarim geliyor/ Kucakladım eşeği."
"Kahveyi pişir dursun/ Koy fincana durunsun/ Bizi böyle edenler/ Sol böğründen vurulsun."
"A benim hindi gönlüm/ Tependen indi gönlüm/ Değme güle konmazken/ Dikene kondu gönlüm."
Sabah
Her şey Dilber halanın - namı diğer Dilber Koçarslanlı - Avrupa Yakası'ndan hayatımıza girmesiyle başladı. Ardından bir polis başkomiseri olan Adanalı sökün etti. Son Adanalımız ise, Canım Ailem'deki Samim oldu. 81 vilayetin bir numaralı ilini bilmeyenimiz yoktu ama, birçoğumuz Adana'nın kendine özgü dilini, insanlarının 'samimi' yakınlığını bu üç karakterle yeniden hatırladı. 'Adanalılık' bir fenomendi. Adanalılık 'kendine mahsus ve dik' olarak tabir ediliyor Adanalılar tarafından. Eprisi ve tantanası bol olan Adana'yı çağrıştıran öyle çok imge var ki: Sıcak, pamuk, portakal, pamuk işçileri, kendine özgü ve sadece Çukurovalıların anlayacağı bir kelimeler dizini. Hal böyle olunca Adana'yı ve Adanalılığı anlayalım istedik. Her şehrin fanatikleri vardır ama Adanalılık başka bir şey, neredeyse Cumhuriyet içinde Cumhuriyet. Adana, Türk dilinin en 'erkek' küfrünün ('a... koyayım') anavatanı. Hatta müstehzi bir şekilde rivayet edilir ki, Türk Dil Kurumu'na bu küfürün bağlaç olması için başvurulmuştur. Başka hiçbir yerde argo; bir kızın oya işlemesine, bir bebeğin ilk çığlığının muhteşemliğine, bir kemancının notalarındaki sanatsallığa benzetilmez. Ve başka hiçbir yerde yaradanıyla bu kadar yakın akrabalık bağı kurulmaz, 'Adanalıyık, Allah'ın adamıyık' diyecek kadar. Ama tıpkı Ahmed Arif'in o muhteşem şiirinde bahsettiği gibi, anlaşılan o ki, 'öyle içten, öyle derin türkü söylemek, küfür etmek Çukurova yiğidine mahsus'. Ve yine Edip Cansever'in ona hitap ederek yazdığı gibi: "Ah güzel Ahmet Abim benim/ İnsan yaşadığı yere benzer/ O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer/ Suyunda yüzen balığa/ Toprağını iten çiçeğe/ Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine..." Adana'nın hali pür melali biraz da böyle...
Dilber halanın manileri yüzlerce yıllık
Dilber haladan her hafta birkaç tanesini duyduğumuz maniler, Adana'da yüzyıllardır süren âşıklık geleneğinin ürünleri. Yörede Karacaoğlan türküleri hâlâ yaygın olarak dinleniyor. Buna yörede 'Karacaoğlan çığırmak' deniyor. Karacaoğlan âşıklarca Çukurova'da ilk âşık olarak biliniyor. İşte o manilerden birkaç örnek:
"Hey atlılar atlılar/ Boynu gırvak atlılar/ Kız istemeye gelmiş/ Patlıcan suratlılar."
"Süt doldurdum şişeyi/ Dolaş da gel köşeyi/ Duydu yarim geliyor/ Kucakladım eşeği."
"Kahveyi pişir dursun/ Koy fincana durunsun/ Bizi böyle edenler/ Sol böğründen vurulsun."
"A benim hindi gönlüm/ Tependen indi gönlüm/ Değme güle konmazken/ Dikene kondu gönlüm."
Sabah