Tarihin Seyri 2. Bölüm: 19 Mayıs 1919

Araf

Emekli
Konu Sahibi
Katılım
25 Temmuz 2011
Mesajlar
36,113
Reaksiyon puanı
19,555
Puanı
1,060
Konum
Aydın
19-mayis_16_9_1555409723-700x420.jpg


Mustafa Kemal Atatürk konuşmasında, "Nutuk" isimli kitabına geçecek şu sözleri söyler:

"1919 yılı Mayısının Ondokuzucu günü Samsun'a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyleydi:

Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı'nda yenilmiş, Osmanlı Ordusu her tarafta zedelemiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalamış, Büyük Savaşın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı'na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat, Hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız, Padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı. Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta.

İtilaf Devletler, Ateşkes Anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahane ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul'da, Adana ile Fransızlar; Urfa, Maraş, Gaziantep İngilizler tarafından işgal edilmiş, Antalya ve Konya'da İtalyan askerî birlikleri, Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette. Nihayet, konuşmamıza başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919'da İtilâf Devletlerinin uygun bulması ile Yunan ordusu da İzmir'e çıkartılıyor." (Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk (Özel Baskı), Alfa Yayınları, İstanbul, 2017, s.5.)

İkinci Meşrutiyet, 1908'de ilân edilmiş, sonrasında ise Osmanlı Devleti'nde birtakım gelişmeler yaşanmıştır. Nedir bu gelişmeler? Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun, Bosna Hersek'i ilhâk ettiğini duyurmasıdır. Aslında çoktan ilhâk gerçekleşmiş, ancak duyuru 1908'de yapılmıştır. Aynı zamanda bu yıl, Bulgaristan'ın elden çıkışının gerçekleştiği bir yıldır. Bulgaristan bağımsız olmuştur. Resneli Niyazi'nin ve beraberindeki Enver Paşa'nın dağa çıkması sonrası Makedonya'da Meşrutiyet'in 23 Temmuz 1908'de ilân edilmesi, sonraki gün Osmanlı Devleti'nde ilân edilmesi, beraberinde bu olayları da getirmiştir. Aynı zamanda bu yıllar siyasi istikrarsızlığın yaşandığı yıllardır. İttihat ve Terakki'nin askeri bir yapısı vardır, ancak tam anlamıyla siyasal yapıya yabancıdır. Kendisinden olmayan hükumetler göreve gelmiştir. Bu hükumetler Said Paşa, Kamil Paşa, Hüseyin Hilmi Paşa, İbrahim Hakkı Paşa, Gazi Ahmet Muhtar Paşa ve Mahmud Şevket Paşa hükumetleridir. Siyasi istikrarsızlığın boy gösterdiği bu dönemlerde İkinci Meşrutiyetten 1913 yılına kadar ciddi anlamda istikrarsızlık dönemi hâkim olmuştur.

1909 yılından 1913 yılları arasındaki dönem istikrarsızlığın yanı sıra birtakım olaylar silsilesi de yaşanmıştır. 1909 yılında 31 Mart olayı yaşanmış, daha sonra da Padişah II. Abdülhamid tahttan indirilip, yerine V. Mehmed (Mehmed Reşad) tahta geçmiştir. Bu padişahın özelliği, siyasi işlerden mümkün olduğunca uzak durmasıdır. Hemen belirtelim, 1909 yılındaki 31 Mart olayından sonra isyanı giderek yükselen bir isim olan Mustafa Kemal de yer almıştır. 1911'de Trablusgarp Savaşı patlak vermiş, 1912'deki Uşi Antlaşması ile Trablusgarp elden çıkmıştır. 1912'de aynı zamanda Arnavutluk İsyanı bastırılmıştır. Olaylar sadece bununla sınırlı kalmamıştır. 1912 ile 1913 yılları arasında Balkan Harbi yaşanmıştır ve ülke tarihinin en acı olaylarından biri olmuştur. 1913 yılında Bab-ı Ali Baskınında Harbiye Nazırı olan Nazım Paşa, Yakup Cemil tarafından şakağından vurularak öldürülmüştür. Daha sonrasında 1913'te yaşanan Bab-ı Ali Baskınından sonra Mahmud Şevket Paşa dönemi başlamıştır. İttihatçılar başa onu geçirmiştir. Mahmud Şevket Paşa'nın en büyük özelliklerinden birisi 31 Mart olayını bastırılmasıyla kahraman, Arnavut isyanını sert bastırmasıyla da eleştirilen biri haline gelmesidir. Bir diğer özelliği, İttihatçıların başa geçirmesidir. Öte yandan bu ismin en önemli özelliği ise, dört aylık sadaret döneminden sonra suikasta kurban gitmesidir. Bir diğer ilginç özelliği ise, günlük tutan ilk sadrazam oluşudur.

Mahmud Şevket Paşa'nın hayatını kaybetmesinin ardından Said Halim Paşa'nın sadaret dönemi başlamıştır. 1913 ile 1917 yılları arasında geçen süreçte İkinci Dünya Savaşı içerisine girilmiş, Çanakkale Savaşı ile savaş uzamış ve beraberinde birçok olay yaşanmıştır. En önemli olaylardan birisi, Enver Paşa'nın çabalarıyla Edirne'nin geri alınışıdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında yeni yeni cephelerin açılmasıyla birlikte birçok olay da yaşanmıştır. En dikkat çeken olaylar ise, Birinci Dünya Savaşının uzamasına sebep olan Çanakkale Cephesidir. Öte yandan Kafkas Cephesi, ağır kış şartları altında altında geçen ve büyük can kaybıyla sonuçlanan bir cephedir. En büyük iz bırakan cephelerden birisi de, 1916 yılında İngilizlere ağır yenilgiye uğratan büyük zafer olan Irak cephesidir, yani Kût'ül-Amâre Kuşatmasıdır. İngiliz tarihine damgasını vuran bu ağır yenilgi, 29 Nisan'da "Kut Zaferi" olarak kutlanmaktadır. (Menderes döneminde ise, yani 1952'ye kadar kutlanılmıştır, o dönemde kaldırılmıştır.)

Said Halim Paşa'nın 1917'de sadrazamlık görevinin ardından, Enver, Cemal ve Talat üçlüsünden Talat Paşa, sadrazamlık makamına geçmiştir ve 1918'e kadar sadarette kalmıştır. Aynı zamanda bu dönemde Mehmed Reşad vefat edip, yerine VI. Mehmed, yani Sultan Vahdettin geçmiştir. Sonraki süreçte İttihat ve Terakki üyeleri, yurt dışına çıkmışlardır ve görevlerini bırakmışlardır. Mondros Ateşkes Antlaşması ise, 30 Ekim 1918'de Limni Adasında imzalanmıştır. Aynı zamanda İtilaf Devletleri; Almanya ile Versailles Antlaşması, Avusturya ile Saint Germain Antlaşması ve Bulgaristan ile Neuilly Antlaşması imzalamıştır. Böylece yapılan savaşlar barış antlaşmaları ile sona ermiş oldu. Ateşkes antlaşmasının ardından Osmanlı Devleti, 10 Ağustos'ta Sevr "Barış" Antlaşmasını imzalamıştır.

Mustafa Kemal, Samsun'a çıkmasaydı eğer, sonrasında TBMM kurulmasaydı eğer, şu anda belki de Türkiye bu noktalarda olmayacaktı. 16 Mayıs'ta Bandırma Vapuruna binen Mustafa Kemal, 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basıp milli mücadeleye basmasaydı eğer, muhtemelen Türkiye olmayacaktı. 15 Mayıs 1919'da İzmir işgâl edilmiş, sonrasında Mustafa Kemal'in direnişi başlatması, kongreler düzenlenmesi gibi olaylar neticesinde Son Osmanlı Mebusan Meclisi tekrar açılmış, Misak-i Milli kararlarının yayınlanmasının ardından sonraki süreçte Son Osmanlı Mebusan Meclisi dağıtıldı, milletvekilleri ve aydınlar tutuklandı, sürgüne gönderildi ve 16 Mart'ta İstanbul işgâl edildi. Sonraki süreçte, 23 Nisan 1920'de "Büyük Millet Meclisi" adıyla meclis doğdu, 1921'de ise adı "Türkiye Büyük Millet Meclisi" oldu. TBMM'nin doğmasıyla birlikte Sevr "Barış" Antlaşması adım adım ölü doğacak bir antlaşma oldu. Yapılan savaşlar, mücadeleler sonucu önce 11 Ekim 1922'de imzalanmış, sonrasında barış antlaşması olarak Lozan Barış Antlaşması, uzun görüşmeler sonucu 23 Temmuz 1923'de imzalanmıştır. Lozan Barış Antlaşması bir anda başlayıp, bir anda biten bir antlaşma olmamıştır, üzerinde fazlasıyla düşünülmüştür. Hatta yeri gelmiş, başka delegeler katılmış, yeri gelmiş yeniden seçime gidilmiştir. 29 Ekim'de cumhuriyetin ilân edilme süreci kolay olmamıştır.

19 Mayıs, Mustafa Kemal'in "doğum günüm" dediği bir yıldır ve ilk olarak 24 Mayıs 1935'te "Gençlik ve Spor Bayramı" olarak kutlanmaya başlanmıştır.

KAYNAKLAR:
- Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk.
- Tevfik Çavdar, Türkiye'nin Demokrasi Tarihi (1839-1950).
- Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914) ve (1914-1995).
- Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi I.
- Lord Kinross, Atatürk.


"Vatanım Sensin" dizisindeki Mustafa Kemal sahnesi:


19 Mayıs ruhu:

Festival_of_Youth_and_Sports%2C_1939%2C_Turkey.jpg
 

Araf

Emekli
Konu Sahibi
Katılım
25 Temmuz 2011
Mesajlar
36,113
Reaksiyon puanı
19,555
Puanı
1,060
Konum
Aydın
NOT: Dipnot değil, kaynakça gösterdim sadece. Üniversitede hocalarımdan öğrendiğim bilgileri, okuduğum kitaplarda hatırladıklarımı az ve öz şekilde aktarmaya çalıştım. Merak edenler, "kaynakça" kısmında yazdığım kitapları edinerek daha geniş bir şekilde bilgilere ulaşabilirler.

Umarım iyi bir şekilde aktarabilmişimdir. İyi okumalar dilerim.
 
  • Harika
Reactions: Angelica and Dosi

sokak sanati

Favori Üye
Katılım
23 Şubat 2013
Mesajlar
86,603
Reaksiyon puanı
57,250
Puanı
1,061
Teşekkürler. :)

Öncesi ve sonrası şeklinde aktarmaya çalıştım. Olduğu kadar artık.

Ülkemizin ne zor şartlar altında var olduğunu belirten iyi olmuş. Aslında okurken ittihat ve terakkinin neler yaptığını görünce direkt cumhuriyet ve demokrasi sistemine geçmemişiz onu fark ettim. Osmanlı'da ki Meşruiyetin devamı niteliğindeyiz.:X
 
  • Beğendim
Reactions: Araf

Araf

Emekli
Konu Sahibi
Katılım
25 Temmuz 2011
Mesajlar
36,113
Reaksiyon puanı
19,555
Puanı
1,060
Konum
Aydın
Ülkemizin ne zor şartlar altında var olduğunu belirten iyi olmuş. Aslında okurken ittihat ve terakkinin neler yaptığını görünce direkt cumhuriyet ve demokrasi sistemine geçmemişiz onu fark ettim. Osmanlı'da ki Meşruiyetin devamı niteliğindeyiz.:X
Aşama aşama "cumhuriyet" diyebiliriz bir şeye, bir anda olmaz ki. Halk monarşiye alışık, demokrasinin batı kültüründe yer eden "gavur icadı" olarak düşünür. Aslında monarşiden ziyade, şeriat düzenine alışık. Yüzyıllarca böyle gelmiş, "pat" diye değiştirilmez ki. Demokrasinin temel şartlarından birisi de, çok partili hayattır ama baktığımızda Atatürk döneminde iki partinin kurulup kapatılması da, ne denli alışık olunmadığının da göstergesi. Muhalif parti kuruluyor, ardından isyan çıkıyor. Birisi Şeyh Said olayıydı, diğeri de Menemen olayıydı. Gerçi Menemen olayından önce feshedilmişti ikinci muhalefet parti. İkisinin destekçileri arasında da şeriat yanlıları vardı ama bu bir gerçek. Kurulu bir düzeni değiştirmek çok zor. Şartlar olgunlaştı, İnönü döneminde geçebildik ancak çok partili hayat dönemine. Gerçi ilk aşamada sıkıntılar oldu, ikinci aşamada yeni bir parti iktidara gelebildi. Her dönemde de iktidar ile muhalefet konusunda illa ki bir sorun yaşandı. Atatürk döneminde ise, işte ilk adımlar atılmaya başlandı da, başarılı olmadı. Birisini arkadaşları kurdu ters düşen, daha sonra kapatıldı. Sonra kız kardeşinin de içinde olduğu, arkadaşının da işin içinde olduğu muhalif parti kurdu, o da olmadı.
 

Dosi

Süper Mod.
Katılım
10 Mart 2015
Mesajlar
76,386
Reaksiyon puanı
92,913
Puanı
1,060
Konum
SE
NOT: Dipnot değil, kaynakça gösterdim sadece. Üniversitede hocalarımdan öğrendiğim bilgileri, okuduğum kitaplarda hatırladıklarımı az ve öz şekilde aktarmaya çalıştım. Merak edenler, "kaynakça" kısmında yazdığım kitapları edinerek daha geniş bir şekilde bilgilere ulaşabilirler.

Umarım iyi bir şekilde aktarabilmişimdir. İyi okumalar dilerim.
Böyle konular tam da sana yakışır. Eline sağlık :bhr:
 
  • Beğendim
Reactions: Angelica and Araf

sokak sanati

Favori Üye
Katılım
23 Şubat 2013
Mesajlar
86,603
Reaksiyon puanı
57,250
Puanı
1,061
Aşama aşama "cumhuriyet" diyebiliriz bir şeye, bir anda olmaz ki. Halk monarşiye alışık, demokrasinin batı kültüründe yer eden "gavur icadı" olarak düşünür. Aslında monarşiden ziyade, şeriat düzenine alışık. Yüzyıllarca böyle gelmiş, "pat" diye değiştirilmez ki. Demokrasinin temel şartlarından birisi de, çok partili hayattır ama baktığımızda Atatürk döneminde iki partinin kurulup kapatılması da, ne denli alışık olunmadığının da göstergesi. Muhalif parti kuruluyor, ardından isyan çıkıyor. Birisi Şeyh Said olayıydı, diğeri de Menemen olayıydı. Gerçi Menemen olayından önce feshedilmişti ikinci muhalefet parti. İkisinin destekçileri arasında da şeriat yanlıları vardı ama bu bir gerçek. Kurulu bir düzeni değiştirmek çok zor. Şartlar olgunlaştı, İnönü döneminde geçebildik ancak çok partili hayat dönemine. Gerçi ilk aşamada sıkıntılar oldu, ikinci aşamada yeni bir parti iktidara gelebildi. Her dönemde de iktidar ile muhalefet konusunda illa ki bir sorun yaşandı. Atatürk döneminde ise, işte ilk adımlar atılmaya başlandı da, başarılı olmadı. Birisini arkadaşları kurdu ters düşen, daha sonra kapatıldı. Sonra kız kardeşinin de içinde olduğu, arkadaşının da işin içinde olduğu muhalif parti kurdu, o da olmadı.

Katılıyorum. Atatürk şeriat yanlılarına fırsat verse sonumuz İran gibi olurdu. Bizim en büyük şansımız ordumuz. İnönü döneminde Cihatçı bir ordu kumandanlari olsa işimiz bitmişti. İnönü'nun en büyük +'sı zaten orduda ki ağırlığı. Bu sayede şeriat sistemi gelmedi:X
 
  • Beğendim
Reactions: Araf and Harunnn60

MasacRE

Favori Üye
Katılım
5 Ocak 2012
Mesajlar
27,448
Reaksiyon puanı
20,956
Puanı
1,059
Eline, emeğine sağlık @Araf günün anlam ve önemine dair çok güzel bir yazı olmuş :)
 
  • Beğendim
Reactions: Araf

Araf

Emekli
Konu Sahibi
Katılım
25 Temmuz 2011
Mesajlar
36,113
Reaksiyon puanı
19,555
Puanı
1,060
Konum
Aydın
Katılıyorum. Atatürk şeriat yanlılarına fırsat verse sonumuz İran gibi olurdu. Bizim en büyük şansımız ordumuz. İnönü döneminde Cihatçı bir ordu kumandanlari olsa işimiz bitmişti. İnönü'nun en büyük +'sı zaten orduda ki ağırlığı. Bu sayede şeriat sistemi gelmedi:X
İnönü dönemi için ayrı bir parantez açmak gerekir. Çok partili hayata geçiş, bu dönemde gerçekleşmiştir. En büyük artısı, ikinci dünya savaşına sokmamasıdır ama aslında savaşa girdik. Savaşa girmeseydik, savaş biterken savaş ilân edilmeseydi, muhtemelen şu anda San Fransisco Konferansına katılamıyor olacaktık ve dolayısıyla çok partili hayata geçiş gerçekleşmeyecekti. Bu konferansa katılacak olanlar, çok partili hayata geçiş yapmış olacak olanlardır. Çok partili hayata geçişin ardından 1946'da Demokrat Partinin kurulması, ardından da seçimlere gidilmesi gibi olaylar olsa da, çok tartışmalı olmuştur 1946'daki seçimler. Yani o dönemlerin tartışmalı tarafları da vardı. Tabii İnönü'nün orduda etkili olduğu son derece doğru. Menderes iktidarında da sıkça bu konuda çatışmalar yaşanmıştır.
 
  • Beğendim
Reactions: sokak sanati

sokak sanati

Favori Üye
Katılım
23 Şubat 2013
Mesajlar
86,603
Reaksiyon puanı
57,250
Puanı
1,061
İnönü dönemi için ayrı bir parantez açmak gerekir. Çok partili hayata geçiş, bu dönemde gerçekleşmiştir. En büyük artısı, ikinci dünya savaşına sokmamasıdır ama aslında savaşa girdik. Savaşa girmeseydik, savaş biterken savaş ilân edilmeseydi, muhtemelen şu anda San Fransisco Konferansına katılamıyor olacaktık ve dolayısıyla çok partili hayata geçiş gerçekleşmeyecekti. Bu konferansa katılacak olanlar, çok partili hayata geçiş yapmış olacak olanlardır. Çok partili hayata geçişin ardından 1946'da Demokrat Partinin kurulması, ardından da seçimlere gidilmesi gibi olaylar olsa da, çok tartışmalı olmuştur 1946'daki seçimler. Yani o dönemlerin tartışmalı tarafları da vardı. Tabii İnönü'nün orduda etkili olduğu son derece doğru. Menderes iktidarında da sıkça bu konuda çatışmalar yaşanmıştır.

İnönü'nün yaptığı en büyük hata zaten 1946 seçimlerinde ki oy usulü. Her türlü kazanacağı bir seçime böyle bir şey ile gölge düştü ve mağdur edildi DP. Her ne kadar anayasa da açık oy gizli sayım yazsa da bu mağduriyeti görüp engel olması gerekirdi. Çok ciddi bir hata.:(

İnönü Cumhuriyet rejiminin garantörüydü. Çok daha uzun süre yaşamasını isterdim. Ben Bayar'ında Atatürk ile münasebetini ve başbakanlığını çok severim ama İnönü bugün ki devlet rejimin oturmasını sağlayan isimlerden. Bayar olsa belki Ordu üzerinde bu kadar hakim olamayacak ve daha tehlikeli sulara girecektik. 32. Günü izlerken bunu hep farkettim. İnönü çok etkili ve iyi ki etkili olmuş.:X
 
  • Beğendim
Reactions: Araf