Mitoloji, bazen yalnızca eski hikâyeler gibi görünür. Ama içine girdikçe insanın zihnini sarsan, zaman ve mekân kavramlarını bükebilen büyülü bir dünya açılır. Let, Menat ve Uzza işte bu dünyanın karanlık ama etkileyici köşelerinde gizlenmiş üç tanrıça...
Bu üç tanrıça, sadece birer figür değil, binlerce yıl boyunca insanların umutlarını, korkularını ve arzularını şekillendirmiş semboller.
Let, zamanla sessizliğe gömülmüş ama bir zamanlar adının bile saygıyla anıldığı güçlü bir varlıktı. Hakkında çok az şey bilinse de, onun temsil ettiği derinlik insanın içine işliyor. Kim bilir, belki de unutturulmuşluğun tanrıçasıydı o...
Menat, kaderi ve zamanı ellerinde tuttuğuna inanılan bir tanrıça. Geçmişi ve geleceği bir araya getiren bir kozmik köprü gibiydi. Belki de insanlığın en eski “kader tanımı” onunla şekillendi.
Uzza ise bambaşka... Gücün, öfkenin, korunmanın tanrıçası. Onunla ilgili anlatılar bana her zaman bir savaşçıyı hatırlatıyor. Ama aynı zamanda doğanın dengesini, ilahi adaleti temsil eden bir figür gibi. Kadim Arap mitolojisinde en çok tapılan tanrıçalardan biri olması tesadüf değil.
Bu üç tanrıçanın adları Kur'an-ı Kerim'de bile geciyor; İslam öncesi Arabistan'ın inanç sisteminde çok güçlü bir yerleri vardı. Onlar sadece dini figürler değil, aynı zamanda dönemin kültürel, sosyal ve ruhsal kodlarını da taşıyan kadim varlıklardı.
Kendi adıma, bu üç tanrıçanın hikâyelerini okudukça mitolojinin sadece “eski bir anlatı” değil, aslında insanın kendini ifade etme biçimi olduğunu düşündüm. Let’in gizemi, Menat’ın dinginliği ve Uzza’nın kudreti... Her biri insanoğlunun iç dünyasından izler taşıyor.
Peki siz daha önce Let, Menat ve Uzza’nın isimlerini duymuş muydunuz?