En Son Okuduğunuz Kitap?

Doğan

Aktif Üye
Katılım
14 Ağustos 2020
Mesajlar
4,108
Reaksiyon puanı
1,760
Puanı
215
Yaş
33
çocuk kalbi
 

kerem

Favori Üye
Katılım
30 Ekim 2017
Mesajlar
21,109
Reaksiyon puanı
16,681
Puanı
1,060
Konum
Hamburg
A Long Way Down (Uzunca Aşağı) | Nick Hornby

Dört kişi, dört hayat hikayesi. Dördünün de ortak bir noktaları var: Yılbaşı gecesi çok katlı bir binanın çatısından atlayıp intihar etmek. Ve dördü aynı binayı seçtiği için kendi aralarında otomatikmen bir sohbet başlıyor ve zamanı farklı kullanmaya karar veriyorlar. Ciddi bir konuya rağmen mizah açısından sunabileceği çok şey olan gerçekten dokunaklı bir hikaye. Yavaş yavaş dördü birbirini tanıyor, okuyucu da öyle. Herkesin o akşam çatıya çıkmasına neden olan kendi hayat hikayesi ve motivasyonları vardı aslında. Hayatla yüzleşmek için cesaretsizliklerinin nedenleri, karakterleri kadar çeşitliydi. Dokunaklı, yürek burkan ama yine de komik bir hikaye. Nick Hornby zor bir konu seçmiş ama kalemiyle bunun altından başarıyla çıkmayı başarmış.
 
  • Beğendim
Reactions: bazinga

bazinga

Admin
Katılım
1 Şubat 2007
Mesajlar
84,560
Reaksiyon puanı
39,889
Puanı
1,060
Konum
İstanbul
Web Sitesi
izleryazar.com
Orhan Pamuk’un ben de tek bir kitabını okudum, net bir tavsiye olmaz ama tadı damakta kalmıştı. Kitabın adı Yeni Hayat. "Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti" meşhur sözüyle başlıyor. Biraz mistik gibi ama fazlasıyla akıcı, değişik bir romandı...

Tavsiye edilen Orhan Pamuk kitapları sayısı 3'e çıktı. Bir de benim listemde olanı eklersek 4, hayırlısı bakalım. :A
 
  • Güldürdün
Reactions: Tolstoyevski

kerem

Favori Üye
Katılım
30 Ekim 2017
Mesajlar
21,109
Reaksiyon puanı
16,681
Puanı
1,060
Konum
Hamburg
Tavsiye edilen Orhan Pamuk kitapları sayısı 3'e çıktı. Bir de benim listemde olanı eklersek 4, hayırlısı bakalım. :A
Kırmızı Saçlı Kadın da geçen sene Köln'de düzenlenen bir etkinlikte en iyi 50 roman arasına girmişti, yeni bir kitap olduğu için ben okumadım ama ismini çok duydum. :A
 
  • Güldürdün
Reactions: bazinga

DarkLegenD

Favori Üye
Katılım
24 Ağustos 2014
Mesajlar
20,250
Reaksiyon puanı
13,261
Puanı
1,060
Yaş
21
Konum
İngiltere
Web Sitesi
www.cizikdvdkasetleri.com
Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley, İthaki Yayınları.

Başlangıç olarak söyleyeceğim şey bu kitabın okuduğum en iyi eserler arasına girmiş olması. Sade bir girişten sonra giderek vites yükseliyor, bir dizi/film yapımında sahneler arası (-kitap bazında- cümleler arası) saniyelik geçişler var. Bir oradayız, bir buradayız. İnsanın kafası karışacağı parçalar yavaş yavaş yerine oturuyor. Ardından tekrar düzlüğe çıkıp hikayeyi karakterler üzerinden izliyoruz. Fakat 16 ve 17. bölümlerde kitap, durumu farklı bir boyuta taşıyıp zirvesini zorluyor. Sadece bu bölümler üzerinden bile uzunca bir yorum yapılabilir. Mustafa Mond, Bernard, Vahşi ve Helmholtz dörtlüsünün tartışması geçmişi, bugünü ve geleceği açığa çıkardı. Mustafa Mond bilge seviyesinde bir yönetici; hayatın gerçek, doğal taraflarını biliyor. Üzüntüleri, acıları, savaşları. Tüm kötü deneyimleri biliyor. Toplum için en iyi yaşamı istiyor, onlara bunu sunuyor.

Bize anlatılan ütopik gezegenden türlü ahlaki sorunlara, sonuçlara varılabilir. Bir şey zıttı yokken anlamlı olur mu? Bebeklerin yetiştirilme sürecine baktığımızda hiç kötü davranışlar yok. Kitaplar yok çünkü onlar içinde anlattığı öykülerle, verdiği bilgiler bireyi olumlu veya olumsuz etkiler. Ford'un burada yok etmek istediği durum bilgilerin ve öykülerin deneyimlerini yok etmek değil, kavramsal olarak yok etmektir. En azından kavramın içindeki olumsuz yönü kesip atmaktır.

Bireylerin ölüme karşı kayıtsızlığı, onu üzülecek veya kötü bir olgu olarak görmemeleri var. Ölümün doğa adına iyi tarafları vardır. Kaynakların doğadaki hayvanlara dağılım oranı artar mesela. Ama duygusal varlıklar için kötü tarafları da vardır. Psikolojik olarak etkiler, kimi zaman hayattan koparır. Kitapta birden fazla kere tekrarlanan bir üretim ve istikrar vurgusu var. Ölüm, acı, kayıp gibi kelimelerin içi boşaltılırsa, kötü tarafları ayıklanıp yok edilirse, bireyler boşluğa düşmeden hayatlarına devam eder. Ford zihniyeti, bu kötü tarafları yok etmekle kalmıyor, iyi tarafları daha da ön plana çıkarıp bizzat deneyimleme fırsatı veriyor. Çocukları, ölen insanları izlesinler diye hastanelere topluyor!

Doğadaki güzelliklerin de kötü olduğunu gördük eserde. İlk başta "Bunun topluma ne zararı olabilir?" demiştim. O iki sihirli kelime yine önümde belirdi: üretim ve istikrar. Aldığım notlarda şu yazıyor: "Kitaplar kötüdür, düşünmek kötüdür. Üretim devam etmeli ve bu yüzden de boş vakit diye bir şey olmamalıdır." Bir taraftan yüzlerce, binlerce yeni birey gelirken üretimin devam etmesi gerekir. Mustafa Mond, toplumu karınca topluluğuna çevirmek istiyor. Tanrının veya dinin olmamasına bu noktada değinebiliriz. Ford'un toplumundaki vaziyeti göz önüne alırsak tanrısal inanç odaklı ibadetler olmazsa üretim devam eder. Tanrının, dinin olmamasının diğer sebebi ise bireylerin yaşlanmaması. Yaşlanan bireyin, geçmişte yaptığı hatalar, hataların getirdiği psikolojik yıpranma bireyin toplumdaki konumuna(maddi katkısına) engel olur. Ama Yüce Ford buna da bir çözüm buldu! :) Yaşlanma yok (dolayısıyla işlevsellik hep devam eder ve üretimde aksama olmaz, bu başka bir konu) yani pişmanlık duygusu yok. Çalışmaya devam! :)

Buradan kitap konusuna gelebiliriz. Acıları, kötülükleri, gözyaşlarını konu edinecek bir kitaba gerek yok çünkü bireyler hem bu duygu ve durumları deneyimleyemiyor hem de istikrar var. Ben mutluyum, uyuşturucu kullanmış bir vaziyetteyim diyelim, bu hâldeyken Victor Hugo'nun Sefiller kitabını okursam etkilenir miyim, farklı duygulara yolculuk yapar mıyım? Güzel sanatların gereksizliği bu kadar ortadayken kitaplara zaman harcamak verimliliğe engel olur. Bu, Ford'un en son isteyeceği felakettir.

Soma... Bana göre kitabın bombalarından biri budur. Din yok, ilahi tanrı yok. Soma, "Din, kitlelerin afyonudur." sözündeki afyonun işlevini üstlenip uyuşturucu olarak karşımıza çıkıyor. Hatta kitapta "Hıristiyanlık ve alkolün bütün avantajlarına sahip..." şeklinde cesur bir cümle var. Yan etkisi yok, sadece huzur ve mutluluk var. Bir şeyi kafana mı taktın, iş çıkışı oluşan yorgunluğunu mu üzerinden atmak istiyorsun? At ağzına yarım tabletlik soma ve rüyaya dal. Düzenli ve sık kullanımda, bireyin ve toplumun yararına olacağı çok açık. :) İşin ilginç tarafı bu ütopik gezegende kaba kuvvet de yok. Toplumu hizaya sokmak, kargaşayı sonlandırmak için Makyavelist tarz bir müdahale yerine soma buharı kullanılıyor. Akıllıca ve pratik.

İlk bakışta toplumu oluşturan bireyler tek tip gibi gözüktüğü ama aslında çeşitliliğin var olduğunu görüyoruz. Hem kitabın başından beri hem de Mustafa Mond'un açıkladığı deneye göre toplum sınıflara ayrılıyor. Bu sınıfların her bir üyesinin içgüdüleri, onlara öğretilenler aynı. Yapacakları işler ve yetenekleri değişiyor. Alfa, Beta, Gama şeklinde ayrımlar var lakin üretim adına en alt sınıf bile önem arz ediyor. Bir bütünlük söz konusu.

Üstün bir teknolojiye sahipler. Bireylerin fiziksel görünüşleri çok çok erken bir zamanda belirleniyor. Bu da şunu beraberinde getirir; çirkinlik, göze hoş görünmeme durumu mevcut değil. Ekleyip toparlama yapalım biraz bu kısımda. Aile, baba, anne gibi kavramlar küfür olarak kabul ediliyor. Bu kavramların değersizliği, herkesin güzel gözükmesiyle birleşince ortaya sürekli ve sınırsız cinsel ilişki çıkıyor. Böylelikle aşk kelimesi anlamını kaybediyor ve istikrar devam ediyor.

Yazılacak, yorum yapılacak daha çok şey vardır. Ama burada bitirmek istiyorum. Belki sonra devam ederim.

10 üzerinden 10 puan.
 
Son düzenleme:

kerem

Favori Üye
Katılım
30 Ekim 2017
Mesajlar
21,109
Reaksiyon puanı
16,681
Puanı
1,060
Konum
Hamburg
50/50 Killer (50/50 Katil) | Steve Mosby

Steve Mosby, okuyucuyu ilk sayfadan son sayfaya kadar heyecanlandıran bir gerilim yaratmış. Bu zorlu psikolojik gerilim filminin katili, SAW korku filmi serisindeki psikopat Hannibal Lecter ve Jigsaw'un bir karışımını anımsatıyor. Cinayet, burada biçimsel bir düzene indirgenmez, ancak şeytanın maskesi altında haklı olarak bulunan bir seri katilin psikolojik potansiyeli aracılığıyla her şey ortaya çıkıyor diye özetlenebilir. Yazar'ın saplantılı olduğu katilden kaçan aşkının yazdığı bölümler, okuyucunun tüm duyularını zorlayan en korkunç tasvirlerinden biriydi diyebilirim.

Tutkusu çocukluğundan beri yazmaya devam eden Steve Mosby, en sevdiği yazı ve psikoloji konularını etkileyici bir şekilde birleştirmiş ve ortaya temiz bir dedektiflik hikayesi çıkarmış. Bize de bu psikolojik ve gerilim dolu romanı tavsiye etmek düşer.
 
  • Beğendim
Reactions: bazinga

Yiğitt

Emekli
Katılım
9 Aralık 2013
Mesajlar
74,520
Reaksiyon puanı
45,435
Puanı
1,061
Konum
Ankara
Gül Yetiştiren Adam - Rasim Özdenören

İlk kez Rasim Özdenören'in kitabını okudum. Farklı bir üslubu ve dili var, beğendim bu üslubu. Tek romanı varmış, o da bu. Aslında romandan ziyade iki farklı hikaye görüyoruz. İki hikaye parça parça anlatılarak sonlanıyor. Üç günde tamamladım, epey akıcı ve meraklandıran bir kitaptı.
 
  • Beğendim
Reactions: kerem

bazinga

Admin
Katılım
1 Şubat 2007
Mesajlar
84,560
Reaksiyon puanı
39,889
Puanı
1,060
Konum
İstanbul
Web Sitesi
izleryazar.com
Zamanın Kısa Tarihi / Stephen Hawking

Dünyanın en ünlü kitaplarından birinin bir fizik kitabı olması ilginç gerçekten. Üstat çok derin bilimsel konuları olabildiğince basit bir dilde anlatmaya çalışmış. Fakat yine bile kitaptaki pek çok şeyi tam anladığımı söyleyemem. En azından bazı şeylerle ilgili temel bilgiler edinmiş oldum ve biraz ufuk açtı. Yıllar içinde değişen bilime hızlı bir bakış atmak ve evrenin başlangıcıyla ilgili kısımlar özellikle çarpıcıydı. Ve de tabii ki zamanla ilgili kısımlar... Açıp bir tur daha Interstellar izleme isteği doğurmadı değil. :)

O değil de The Big Bang Theory'yi ne kadar çok özlediğimi hatırlattı kitap. HBO Max bir an önce gelsin de onun da ikinci tura başlayalım artık. :Z
 

kerem

Favori Üye
Katılım
30 Ekim 2017
Mesajlar
21,109
Reaksiyon puanı
16,681
Puanı
1,060
Konum
Hamburg
Die Asche meiner Mutter (Annemin Külleri) | Frank McCourt

Frank McCourt'un 30'lar ve 40'lardaki gençliğiyle ilgili anıları, İrlanda ve İrlanda'nın tuhaflıkları hakkında söylenebilecek en korkunç ve güzel şeyleri bu kitaba toplamış. İrlandalı ruhuyla en derin sefalet ile en yüksek yaşam arzusu arasında trajedi, mizah ve zekayla anlatılan bir hikayeydi.

"Elbette mutsuz bir çocukluk geçirdim, mutlu biri buna değmez. Mutsuz İrlandalı çocukluğu, normal mutsuz çocukluktan daha kötü, mutsuz İrlandalı Katolik çocukluğu ise en kötüsü..."