En Son İzlediğiniz Film ?

Araf

Emekli
25 Temmuz 2011
30,865
12,729
1,060
Aydın
Film izlemiş olman. :A
Beyindeki ardı ardına açtığım sekmeleri kapattım, öyle izledim. Sabahtan beri ne foruma girdim, ne de doğru dürüst başka bir siteye. Filmden sonra girdim foruma. Gerçi sıcaktan olsa gerek, başladığı gibi bitiremedim. En azından, aynı anda birden fazla şeyle uğraşmayınca bitebiliyor. Son zamanlarda çok fazla şeyle uğraşmaya çalışıyordum aynı anda, ondan pek bir şey yapamıyordum. En güzeli böyle, aralıksız aynı işle uğraşmayacağım. Sıkıntı oluyor. Uzun bir aradan sonra film izledim, iyi oldu. :D

Bu şekilde puan sistemiyle oy vermek istemiştim hep, daha iyi oldu. Filme vereceğim net puan ortaya çıkıyor. Diğer türlü rastgele puan vermiş oluyordum. Sen de muhtemelen buna benzer puan sistemi kullanıyorsundur. Bu şekilde yapmayınca, filmlere oylarım da net bir şekilde çıkmadı. Bilhassa ödül kısmındaki oylarım net bir şekilde çıkmadı. :D
 
  • Beğendim
Reactions: bazinga

Araf

Emekli
25 Temmuz 2011
30,865
12,729
1,060
Aydın

Film açıkçası baba bir film. Hani sonrasında gelen Esaretin Bedeli filmi vardır ya, o dünyaca ünlü filmin esin kaynağı olarak bu film gösteriliyor. Not düşelim, bu filmi sadece film gözüyle bakmamak gerekir. Bu film, Frank Morris ve beraberindeki üç kişinin 1962'deki kaçışı anlatılıyor, yani biyografik bir film.

Kurgunun gerçeklikle bağlantısı olduğundan mıdır nedir, gerçeklikten kopmamak için muhtemelen fazla kurguya girmeye çalışmamışlar gibi görünüyor. Çok fazla özel hayat geçmiyor, özellikle Frank Morris'in hayatı hakkında neredeyse hiçbir şey geçmiyor. Ne zaman hapishaneye düştü, nasıl bir hayat yaşadı, hiçbiri geçmiyor. Yan karakterlerin kaçışta sahneleri de çok az aslında. Yine de tabii bu gibi detaylar filmin o dönem içerisindeki yerini değiştiremez.

Clint Eastwood heybetiyle filme damgasını vuruyor. Gerçek hayattaki karakter bu kadar uzun boylu değilmiş ayrı konu. Canlandırdığı Frank Morris'i soğuk bir şekilde canlandırması da vardı. Doğaldı aslında, özel hayatı hiç geçmedi neredeyse. Filmin gerçeklikten uzaklaşmamak istemesinin sonuçları olsa gerek. Sonu havada kaldı, çünkü gerçekte de olay havada kaldı. Yıllar sonra çıkan habere göre üç suçludan sadece biri hayatta kalmış; diğer ikisi de hayatını kaybetmiş. (Link)

Al Capone karakterini görünce şaşırdım, dünyaca ünlü gangster kendisi. Dalga geçiliyor sandım bir an ama gerçekten oydu. O da Alcatraz hapishanesinde yerini almıştı. Tek sorun, filmde zaman kavramı olmadığından varlığı tam anlaşılamadı. Frank Morris, Al Capone karakterini hesaba katacak olursak, muhtemelen uzun yıllar bu hapishanede kalmış olması gerekir ya da orası kurgu olabilir. Resim çizen adamın resim çizmesinin engellenmesi, fare besleyen adamın kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmesi ve kütüphaneci adamın sahneleri iyiydi. Esaretin Bedeli filmindeki siyahi karakterin karşılığı sanki kendisiydi. Bir an onun da kaçıp gitmesini istedim ama olmadı.

Yönetim: 9
Senaryo: 7
Toplu Performans. 7
Kurgu: 7
Görsellik: 9
Oyunculuk: 8
Prodüksiyon: 9


8/10
 

bazinga

Admin
1 Şubat 2007
82,963
38,131
1,060
@Araf şaşırtmaya devam ediyor. :A

Hem de gitmiş yıllar öncesinden benim bile izlemediğim bir filmi bulmuş izlemiş. Helal olsun. :A
 
  • Güldürdün
Reactions: Araf

Araf

Emekli
25 Temmuz 2011
30,865
12,729
1,060
Aydın
@Araf şaşırtmaya devam ediyor. :A

Hem de gitmiş yıllar öncesinden benim bile izlemediğim bir filmi bulmuş izlemiş. Helal olsun. :A
Şaşırtmasın, izlediğim zaman izlerim. :D

Forumda arattırdım, kimse izlememiş. Filmle ilgili tek bir yorum bile geçmiyor. "The Shawshank Redemption" isimli filmin de esin kaynağı olarak geçiyor. Film keşfetmeye çalışırken denk gelmiştim, ilgimi çekmişti. Tavsiye ederim, gerçek hayattan uyarlama. :D
 
  • Beğendim
Reactions: bazinga

Sherlock

Moderatör
7 Eylül 2016
21,986
26,814
1,060
İstanbul

Film açıkçası baba bir film. Hani sonrasında gelen Esaretin Bedeli filmi vardır ya, o dünyaca ünlü filmin esin kaynağı olarak bu film gösteriliyor. Not düşelim, bu filmi sadece film gözüyle bakmamak gerekir. Bu film, Frank Morris ve beraberindeki üç kişinin 1962'deki kaçışı anlatılıyor, yani biyografik bir film.

Kurgunun gerçeklikle bağlantısı olduğundan mıdır nedir, gerçeklikten kopmamak için muhtemelen fazla kurguya girmeye çalışmamışlar gibi görünüyor. Çok fazla özel hayat geçmiyor, özellikle Frank Morris'in hayatı hakkında neredeyse hiçbir şey geçmiyor. Ne zaman hapishaneye düştü, nasıl bir hayat yaşadı, hiçbiri geçmiyor. Yan karakterlerin kaçışta sahneleri de çok az aslında. Yine de tabii bu gibi detaylar filmin o dönem içerisindeki yerini değiştiremez.

Clint Eastwood heybetiyle filme damgasını vuruyor. Gerçek hayattaki karakter bu kadar uzun boylu değilmiş ayrı konu. Canlandırdığı Frank Morris'i soğuk bir şekilde canlandırması da vardı. Doğaldı aslında, özel hayatı hiç geçmedi neredeyse. Filmin gerçeklikten uzaklaşmamak istemesinin sonuçları olsa gerek. Sonu havada kaldı, çünkü gerçekte de olay havada kaldı. Yıllar sonra çıkan habere göre üç suçludan sadece biri hayatta kalmış; diğer ikisi de hayatını kaybetmiş. (Link)

Al Capone karakterini görünce şaşırdım, dünyaca ünlü gangster kendisi. Dalga geçiliyor sandım bir an ama gerçekten oydu. O da Alcatraz hapishanesinde yerini almıştı. Tek sorun, filmde zaman kavramı olmadığından varlığı tam anlaşılamadı. Frank Morris, Al Capone karakterini hesaba katacak olursak, muhtemelen uzun yıllar bu hapishanede kalmış olması gerekir ya da orası kurgu olabilir. Resim çizen adamın resim çizmesinin engellenmesi, fare besleyen adamın kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmesi ve kütüphaneci adamın sahneleri iyiydi. Esaretin Bedeli filmindeki siyahi karakterin karşılığı sanki kendisiydi. Bir an onun da kaçıp gitmesini istedim ama olmadı.

Yönetim: 9
Senaryo: 7
Toplu Performans. 7
Kurgu: 7
Görsellik: 9
Oyunculuk: 8
Prodüksiyon: 9


8/10
@Araf şaşırtmaya devam ediyor. :A

Hem de gitmiş yıllar öncesinden benim bile izlemediğim bir filmi bulmuş izlemiş. Helal olsun. :A
Şaşırtmasın, izlediğim zaman izlerim. :D

Forumda arattırdım, kimse izlememiş. Filmle ilgili tek bir yorum bile geçmiyor. "The Shawshank Redemption" isimli filmin de esin kaynağı olarak geçiyor. Film keşfetmeye çalışırken denk gelmiştim, ilgimi çekmişti. Tavsiye ederim, gerçek hayattan uyarlama. :D
Clint babanın filmi değil mi bu, izlemiştim ben ama yorum yapmadım tabii ki. :A

@Araf'ın da dediği gibi gerçek olaylardan esinlenilmiş, filmi bitirdikten sonra araştırmıştım birazcık kim kimdir falan diye. Araştırma hissiyatı uyandırıyor. 7.5-8'lik kaliteli film. :D
 
  • Beğendim
Reactions: bazinga and Araf

Araf

Emekli
25 Temmuz 2011
30,865
12,729
1,060
Aydın

Film bir kitap uyarlaması, Alexander Masters'in yazmış olduğu ve Stuart Shorter'ın hayatını anlatan bir film. İki karakter odaklı olan filmde bu iki karakteri Benedict Cumberbatch ve Tom Hardy canlandırıyor ve evet, bu ikili bir yapımda birlikte rol aldı ve ikisi de çok başarılıydı. Bilhassa Tom Hardy oyunculuğuyla adeta döktürüyordu. Kas distorofisi olan Stuart karakterini çok iyi canlandırdı. Başta karakterin alkolik olduğu için o şekilde yürüdüğünü sanıyordum, meğerse kas distorofisi imiş.

Mesaj içerikli film:
Stuart'ın hayatı üzerinden çok iyi göndermeler vardı hayata karşı. Çocuklukta yaşanan birçok olay, geleceğe de yansır. Stuart'ın şiddeti keşfetmeden önce hastalığına dair yaşadıkları kendisine travma etkisi yaratmıştır. Şiddet görmesi, istismara uğraması gibi gibi olaylar, onda travma etkisi bırakıyor. Şiddeti keşfetmesiyle birlikte Stuart bambaşka birine dönüşüyor. Sigara içen, alkol kullanan, hatta uyuşturucu madde de kullanan ve sürekli olay çıkaran psikopat birine dönüşüyor. Evleniyor, çocuğu da oluyor, araları da açılıyor. Karısına şiddet uygulayacak kadar ileri gidebiliyor. Bir tarafı iyi, bir tarafı da kötü, ne yapacağı belli olmayan bir karakter.

Filmin senaryosu ve kurgusu, kesit kesit hikayeleri izleyiciye sunma üzerine kurulu. Bu da yer yer kopmaya neden olabiliyor. Yine de sonlara doğru film kendini belli ediyor, mesajını veriyor ve duygusal moda sokuyor. Tom Hardy çok başarılı bir oyunculuk sergiliyor. Gerçekle bağlantılı bir şekilde ilerlemesi de iyiydi. İkilinin sahneleri, sanki gerçek hayatta varmış gibi izletti.

Yönetim: 7
Senaryo: 7
Toplu Performans. 8
Kurgu: 7
Görsellik: 8
Oyunculuk: 9
Prodüksiyon: 8


7.5/10
 
  • İlginç
Reactions: bazinga

Sherlock

Moderatör
7 Eylül 2016
21,986
26,814
1,060
İstanbul

Film bir kitap uyarlaması, Alexander Masters'in yazmış olduğu ve Stuart Shorter'ın hayatını anlatan bir film. İki karakter odaklı olan filmde bu iki karakteri Benedict Cumberbatch ve Tom Hardy canlandırıyor ve evet, bu ikili bir yapımda birlikte rol aldı ve ikisi de çok başarılıydı. Bilhassa Tom Hardy oyunculuğuyla adeta döktürüyordu. Kas distorofisi olan Stuart karakterini çok iyi canlandırdı. Başta karakterin alkolik olduğu için o şekilde yürüdüğünü sanıyordum, meğerse kas distorofisi imiş.

Mesaj içerikli film:
Stuart'ın hayatı üzerinden çok iyi göndermeler vardı hayata karşı. Çocuklukta yaşanan birçok olay, geleceğe de yansır. Stuart'ın şiddeti keşfetmeden önce hastalığına dair yaşadıkları kendisine travma etkisi yaratmıştır. Şiddet görmesi, istismara uğraması gibi gibi olaylar, onda travma etkisi bırakıyor. Şiddeti keşfetmesiyle birlikte Stuart bambaşka birine dönüşüyor. Sigara içen, alkol kullanan, hatta uyuşturucu madde de kullanan ve sürekli olay çıkaran psikopat birine dönüşüyor. Evleniyor, çocuğu da oluyor, araları da açılıyor. Karısına şiddet uygulayacak kadar ileri gidebiliyor. Bir tarafı iyi, bir tarafı da kötü, ne yapacağı belli olmayan bir karakter.

Filmin senaryosu ve kurgusu, kesit kesit hikayeleri izleyiciye sunma üzerine kurulu. Bu da yer yer kopmaya neden olabiliyor. Yine de sonlara doğru film kendini belli ediyor, mesajını veriyor ve duygusal moda sokuyor. Tom Hardy çok başarılı bir oyunculuk sergiliyor. Gerçekle bağlantılı bir şekilde ilerlemesi de iyiydi. İkilinin sahneleri, sanki gerçek hayatta varmış gibi izletti.

Yönetim: 7
Senaryo: 7
Toplu Performans. 8
Kurgu: 7
Görsellik: 8
Oyunculuk: 9
Prodüksiyon: 8


7.5/10
Bu adam etkinliğe tepkili sanırım. :A @bazinga
 
  • Güldürdün
Reactions: Araf and bazinga

Araf

Emekli
25 Temmuz 2011
30,865
12,729
1,060
Aydın
Bu adam etkinliğe tepkili sanırım. :A @bazinga
Etkinliğin olduğu dönemdeki filmleri tepki olarak değil, film izleyemediğim için izleyememiştim. :D
Aynen, bitmesini beklemiş. Her istediğini de yaptık oysa. :A
Geç harekete geçtim, yoksa en baştan izlemeye çalışsaydım, belki izlerdim. Garanti vermeyeyim ama izlerdim belki. Film izleme alışkanlığım en aşağı düşmüştü, sabredemiyordum. Belki yine sabredemeyeceğim arada. :A
Fikrini bile uygulamaya koyduk, derdi neyse artık. :A Bu arada bitirme dur. :A
Doksanlar fikrini ortaya atan bendim, evet. İyi de fikirdi, evet. İzleyemedim ama işte, yapacak bir şey yok. :A
 
  • Güldürdün
Reactions: Sherlock

Araf

Emekli
25 Temmuz 2011
30,865
12,729
1,060
Aydın

Yorum için tıkla.


Yorum için tıkla.
 

bazinga

Admin
1 Şubat 2007
82,963
38,131
1,060

The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring (2001)

Uzun yıllar sonra ikinci kez izlemenin vakti gelmişti. Aslında niyetim ilk önce kitabı okuyup sonra seriye yeniden başlayıp en son da tamamlayamadığım Hobbit üçlemesini tamamlamaktı. Fakat kitabı bir türlü bitiremedim, her ne kadar kült olduğu için bitirmek için baya çabalasam da dayanamayıp yarıda bıraktım. :(

Serinin bu filmi aslında en çok sevdiğim olarak aklımda yer etmiş. Umarım bu kez en kötüsü olarak kalır. Çünkü çok sevdiğimi söyleyemem.

Serinin bu filmini en çok sevme sebebim Shire'da başlaması ve hobbitlerin dünyasına yolculuk yapmamız. Fakat bunun aklımda kalan kadar güzel olmadığını gördüm. Hobbitler kitaptaki kadar ilginç olarak yansıtılamamışlar sinemaya. Aslında normal insandan pek de farklı gözükmüyorlar filmde. Süre olarak da Shire'da geçen süre çok az. Sonrasında da bir yolculuk başlıyor ve sürekli birileriyle tanışıp arada savaş yapma şeklinde ilerliyor film.

Prodüksiyon muhteşem, görüntü yönetmenliği harika. Özellikle Game of Thrones döneminde gündeme geldiği üzere gece sahnelerinin yansıtılma şekli muazzam. Fakat gel gelelim senaryonun pek bir şey vaat ettiğini söylemek zor. Sanırım fantastik dünyalar içerisine girebilmek için çok yaşlandım. Zaten filmin doğru düzgün bir sonu bile yok, dizi bölümü gibi bitiyor. Filmler için pek sevmediğim bir durum. Serinin diğer filmlerini daha çok severim inşallah.

7.5/10
 
  • İlginç
Reactions: Tolstoyevski

bazinga

Admin
1 Şubat 2007
82,963
38,131
1,060

Kaygı (2017)

Aldığı övgüler ve Algı Eke faktörünün etkisiyle merak ettiğim bir filmdi bugün vimeo'da bir günlük bedava yayınlanma fırsatını kaçırmadım, aradan çıkarmış oldum.

Zor bir filmdi, forum kuralları dahilinde yorum yapması da zor. Dünyadaki bir ülkenin iç karartıcı gerçeklerini göz önüne sunuyor film. Fakat zaten bunların içinde yaşadığımız için iyice iç bunaltıyor. Dünyada çok kötü insanlar var gerçekten, çok çok kötü...

Filmin anlatmak istediklerini takdir etsem de anlatım şeklini çok güçlü bulmadım. Algı Eke iyiydi.

6/10
 
  • Beğendim
Reactions: Aserat

Araf

Emekli
25 Temmuz 2011
30,865
12,729
1,060
Aydın

Bu filmi yıllar önce izlemiştim. Bu nedenden dolayı olacak ki, tekrar izleme gereği duymamıştım. Yaptığım en büyük hatalardan birisi de, bu filmi tekrar izlememek oldu. Birçok filmi tekrar tekrar izlememe rağmen bu filmde bunu yapmadım. Filmi birkaç sahne dışında hatırlamıyormuşum.

O kadar iyi bir filmdi ki, zaten dünyanın en iyi filmlerinden biri olduğu için, övüp durmayı gerek duymuyorum. Hayatımda izlediğim en zekice kurgulanan, en iyi senaryoya sahip olan bir film olduğunu ve hiç sıkmadan izleten bir film olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kavramlar, verilmek istenen mesajlar yerindeydi. Stephen Hawking çok iyi öykülemiş, Frank Daraabont çok iyi işleyip seyirciye harika bir iş sunmuş. Tim Robbins ve Morgan Freeman harika oyunculuk sergilemiş.

Film hakkında:
Andy hapishaneye girer, eşini öldürmüştür ama bunu yapıp yapmadığı konusunda emin değildir. Hatırlayamamasındaki temel sebep ise alkoldür ve bunu görüp alkolü bırakır, arkadaşları için alkol istese de. Bu harika bir detaydı. Bağımlılık ve Andy arasında ince çizgi harikaydı. Brooks'un kurumsallaşmasına ne demeli? Kütüphaneci adamın 50 yıl boyunca hapishanede kalıp sonra çıkınca hayata uyum sağlayamaması ve "kurumsallaşma" teriminin atılması harika bir detaydı bu da. İnsanlar alışır, öyle bir alışır ki, kapının dışını görmeye alışmadıysa, çok korkunç gelir o manzara. Alışma üzerine de harika mesajlar vardı.

Andy'nin hiçbir zaman pes etmemesine ne demeli? Pes etmemek adına harika mesajlar vardı. Defalarca mektup gönderdi kütüphane adına, her defasında da reddedildi, ta ki sonunda elde edinceye kadar. Satranç tahtası için uğraşı, posteri istemesi ve o posterin ardında 20 yıl boyunca kaçmakla uğraşması çok iyi detaylardı. Andy ile Red'in diyalogları, sahneleri başlı başına bir efsaneydi. Andy'nin Norton'a rüşvet konusunda adeta ders verircesine hareketi efsaneydi. Orada da vicdan devreye girdi. Karısını kendisinin öldürmediğini görünce de suçluyu suçlu değil, kendisini suçlu buldu. Kitaplarla ilgili replikler efsaneydi.

Andy'nin bütün zor koşullara rağmen kaçmayı başarması, en ince detayına kadar düşünecek kadar zeki olması çok iyiydi. Red'in 40 yılın ardından kendini savunmaya geçmesi, Morgan Freeman'ın efsane performansı vardı. O bitkin, yorgun, pes etmiş adamı çok iyi oynadı. Sonra çıkıp Andy'i bulup umut dolu bitmesi çok iyiydi. Umut dolu bitti.

Her şey düşünülmüştü, ince ince detaylar vardı ve hepsi birbiriyle bağlantılıydı. Tam bir "başyapıt" niteliklerini karşılıyordu. "Umut" kavramı harika işleniyordu. Umudunuzu kaybettiğiniz anda bu başyapıta sarılın, çok iyi gelecek. Beni fazlasıyla umut dolu yaptı, mutlu etti. Ne zaman umutsuzluğa kapılsam bu filme sarılacağım.

Umut dolu olmanız dileğiyle!

Yönetim: 10
Senaryo: 10
Toplu Performans. 10
Kurgu: 10
Görsellik: 10
Oyunculuk: 10
Prodüksiyon: 10


10/10
 

bazinga

Admin
1 Şubat 2007
82,963
38,131
1,060

The Lord of the Rings: The Two Towers (2002)

Bu filmi ise serinin en kötü filmi olarak hatırlıyordum ama hatırladığım kadar kötü değilmiş. İlk filmle neredeyse aynı düzeydeler.

Senaryo olarak muhtemelen serinin en zayıf filmi. Yine de arada efsane olmuş replikler var. Filmin en büyük artısı ise teknik olarak aşmış olması. Gollum'un bu filmde rolü çok artıyor ve sanırım LOTR serisine dair en sevdiğim şey bu karakter. İzlemesi aşırı keyifli ve CGI o dönem için aşmış bir seviyede. Keza savaş sahnelerinin de çığır açıcı olduğunu söylemek mümkün. Günümüzde böyle teknik başarılar, savaş sahneleri çok sıradan gelse de o dönem için gerçekten önemli başarılar bunlar. Zaten 2002-2010 arası 362562 tane daha epik savaş sahnesi çekmeye kalkan film çıktı. :)

Neyse her zaman dediğim gibi teknik başarı karın doyurmuyor. Senaryo önemli, duyguyu verebilmek önemli. Açıkçası filmi izlerken zaman zaman fenalık geçiriyordum sıkıntıdan. Ne vardı da şu filmi 3 saat yaptınız?

7.5/10
 

Araf

Emekli
25 Temmuz 2011
30,865
12,729
1,060
Aydın

Televizyonda görüyordum eskiden, az buçuk sahneleri de aklımdaydı ama bilinçli olarak izlediğimi hatırlamıyorum. Bazı sahneleri hatırladım. Sonuç olarak muhteşem bir filmdi. Tam bir "başyapıt" olarak nitelendirilebilecek tarzda bir Frank Darabont filmiydi ve alkışlanacak tarzda bir Stephen King eserinin yapıma dökülmüş haliydi. "The Shawshank Redemption" gibi hayata dair harika göndermeler vardı.

Film hakkında:
Torpil mevzusu ne güzel de anlatıldı. Percy karakterleri dünyanın her yerinde var. Arkadaki akrabalarını güvenip, üstüne bir de şımarık hareketlerde bulunan. Eduard Delacroix'e karşı yaptığı da çok kötüydü. Süngeri ıslatmadı ve her şeyi batırdı. Ön yargının anlatılması da başarılıydı. Hiçbir şey görüldüğü gibi olmayabilir, John da öyle. Mistik güçleri olan John, hastaları iyileştirebiliyor, kötü olan şeyleri görebiliyor ve hatta Percy ve Wild Bill gibi adamlara en sağlamından ders verebiliyordu. Paul'u iyi yapması, Warden'ın eşini iyi yapması gibi birçok şey çok iyiydi. Hiçbir mistik güç bu kadar iyi olmamıştı. Mr. Jingles da iyiydi, fare detayı. Hikayedeki baştaki filmin, John'a izletilen film olduğu detayı da iyiydi. Her şey birbiriyle bağlantılıydı yine, başarılıydı. Bütün oyuncular birbiriyle uyumluydu. John'un sonda insanlık hakkındaki repliği harikaydı.

Hayatımda hiçbir filmdeki bir karakterin bu kadar sahici ağladığını görmemiştim. Michael Clarke Duncan, John Coffey karakteriyle üst düzey bir performans sergiliyor, adeta karakterini yaşıyor, sanki John Coffey karakteri var gibi. Tom Hanks'i söylemeye gerek yok, başka dünya ama Michael Clarke Duncan başka dünyaydı. Paul ve iş arkadaşları çok iyiydi, çok uyumluydu. Film başkaydı başka, bambaşka moda soktu, büyük keyif verdi. Karakterlere de bağladı. Süresi uzun ama karakterlere bağlanınca, "keşke bitmeseydi" moduna giriyor insan. Tam bir başyapıttı, tam bir başyapıt.

Yönetim: 10
Senaryo: 10
Toplu Performans. 10
Kurgu: 10
Görsellik: 10
Oyunculuk: 10
Prodüksiyon: 10


10/10
 
  • Beğendim
Reactions: bazinga