Cem Karcı 'Kırmızı Oda'yı Anlattı!

Aserat

Co-Admin
Konu Sahibi
Katılım
24 Ağustos 2014
Mesajlar
63,428
Reaksiyon puanı
44,116
Puanı
1,061
Konum
İstanbul


TV8'in sevilen dizisi Kırmızı Oda elde ettiği büyük başarıyla adından söz ettirmeyi sürdürüyor.

Yapımcılığını OGM Pictures'ın üstlendiği, başrollerini Binnur Kaya, Tülin Özen, Burak Sevinç, Meriç Aral ve Halit Özgür Sarı'nın paylaştığı; cuma gününün zirvesinde yer alan yapımın yönetmen koltuğunda oturan Cem Karcı, diziyle ilgili merak edilenleri Hürriyet Kelebek'ten Nazan Ortaç'a anlattı.

İşte röpörtajın öne çıkan bölümleri:
Sezonun en başarılı işlerinden birine imza attınız… Bu projede sizi çeken ne oldu?
Genel olarak dizi senaryolarında, sürelerimizin ne yazık ki çok uzun olmasından kaynaklanan, olay üstüne olay var. Oysa kişi, durumlara, kendi karakteri, yapısından kaynaklanan tepkiler gereği hikayesini oluşturur. Karakter temel alınarak hikaye anlatıyor olması beni ilk etkileyen yeri oldu senaryonun. Bir “iyileşme”, kendinin en iyi versiyonunu arama, bunun için emek verme gördüm bu hikayede. Bu durum, özellikle içinden geçtiğimiz bu zor pandemi sürecinde bana ve izleyiciye iyi gelir hissi yarattı bende. Her ne olursa olsun aslolan “yaşamak”. İyileşerek yaşamak. Okuduğumda bu cümleleri kurdurttu içimde.

Hazırlık sürecinde nasıl bir yol haritası çizdiniz? Nasıl bir dünya kurguladınız?
Bu öyle bir dünya olmalıydı ki, şefkat, huzur ve düzen dolu olmalıydı. Yaşadığımız hayatın kapitalist baskısının dışında sakin ve güvenli hissettirmeliydi. Buna uygun olmasına çalıştım her bir ayrıntının. Hem anlatım dilimde, hem de dekor, obje, renk vs. seçimimde. Senaryonun bende bıraktığı hisse uygun gitmek için özverili bir ekip çalışması yaptık. Elbette başta yapımcım olmak üzere her bir birimin bana güveniyor olması, çok daha rahat yüzmemi sağladı duygularımda.

“Doktor Hanım” rolü için çok riskli bir seçim yaptınız ve komedi rolleriyle tanınan Binnur Kaya'yı seçtiniz. Amaç ters köşe yapmak mıydı? Başka oyuncular da düşünülmüş müydü bu rol için?
Ters köşeyi severim ama bu cast çalışmasında hiçbir zaman birincim olmamıştır. Binnur Kaya, beğenerek takip ettiğim oyunculardan. Elbette pek çok aday vardı. Ancak önceliğim her zaman senaryoya ve bana inanan oyuncudan yana olmuştur. Eğer bir oyuncunun hikaye ve karakterle ilgili çok endişesi varsa genelde daha zor bir yoldan yürür. İnanç bizim işlerde her şeyin başında gelir. Binnur Hanım, en başta isteği, sonra projeye, bana inancı ve güveni ile çok güzel bir performans sergiliyor. Çok iyi bir uyum yakaladığımızı düşünüyorum. Çok kısa bir sürede ‘iyi ki’ lerimden oldu. Kendisiyle çalışmaktan çok mutluyum.

Diğer oyuncuların seçimini nasıl yaptınız? Oyuncu kadrosu adeta “Şampiyonlar Ligi”…
Bir önceki sorunun yanıtı genel olarak cast çalışmalarına bakış açımı içeriyor. Sorgulayan, boyutlandırma arzusunda olan her oyuncuyla çalışmak ilgimi cezbeder. Ancak belirttiğim gibi işin bütününe inanan oyuncu elbette çok daha avantajlı oluyor. Bütün oyuncularımız da aynı şevk ve heyecanla yol arkadaşlığı yaptığım, çok değer verdiğim, kimi eskiden de çalışma şansım olan kimi ise uzaktan uzağa beğenip bu işte çalışma fırsatı yakaladığım çok değerli isimler. Bütüne bakabilen değerli oyuncularla karşılaştığım için şanslıyım sanırım.

Projenin başında, hikayenin aslında kahramanı Gülseren Budayıcıoğlu var. Aynı zamanda sağlık söz konusu olduğundan bıçak sırtı bir konu. Bu bilgiler ışığında sizin senaryoya müdahaleniz ne yönde oluyor?
Haftada altı günde 150 dakika seyir zevki yaşatabilmek, en güzel senaryoda bile çok çok zor. Senaryoya müdahalem elbette fikirlerimi paylaşmak zemininde oluyor. Bununla beraber daha çok çekim realitesi ile ilgili olur paylaşımım. Bir hikayeci, senarist genel olarak yaratıcı insanlar ne kadar özgür olabilirse o kadar keyif alır bunu tüketen zannımca.

Hikayelerin gerçek olması üzerinizde bir baskı oluşturuyor mu?
Tam tersi; gerçek hikaye anlatıyor olmanın bilinci daha çok şevklendiriyor beni. Gerçek; saygı ve dikkat arttırıyor.

Diyalogla ilerleyen ve yakın çekimin ağırlıkla olduğu bir dizi. Tempoyu düşürmemek için neler yapıyorsunuz?
Amacım “tempoyu düşürmemek” değil. Amacım inandığımı ifade edebilmek. Bu ifadede tempo düşebilir de. Bazen çok düşük tempolar gerçek ve samimidir. Amacı doğru belirlemek gerekir. Benim önceliklerim daha farklı hikaye anlatırken.

İkinci sezonu olacak mı?
Seyircimiz arzu ederse, yapımcımız ve kanalımız da uygun görürse olabilir tabii ki.

Dizinin yurt dışında şansı nedir sizce?
Genel olarak yurt dışı satışlarında işleyen klasik bir anlatımımız yok, mesela süregelen ve ileriye dönük göz kırpan bir aşk hikayemiz yok, intikam, entrika yok. Bu değişik bir format hem Türkiye hem de yurtdışı için. Hep birlikte göreceğiz ilerleyen süreçte yurtdışı şansını.

Çektiğiniz hikayeler arasında sizi en çok hangisi etkiledi?
Açıkçası şu ana kadar ki her hikayemiz çok özel ve güzel. Ama beni en çok Mehmet ve Nesrin’in hikayesi etkiledi. Çünkü Türkiye’nin acı bir gerçeğini vermeye çalıştık o hikayede. O kadar çok tanıdığım, dinlediğin Nesrin’ler ve Mehmet’ler var ki. Bu hikaye sayesinde azıcık da olsa birilerinin hayatına olumlu anlamda değebilme ihtimali; yaptığım işin yani yönetmenliğin de dışında, bir insan olarak beni çok heyecanlandırdı, çok tatmin etti.

Diziye yönelik eleştiriler de var. Özellikle meslek etiği tartışılıyor, psikologların “yayından kaldırılsın” yönünde tepkileri var. Bekleme salonunda hasta mahremiyetinin olmaması ya da seansların sürekli çay-kahve servisi yüzünden bölünmesi gibi detaylar tartışılıyor… Siz ne diyorsunuz bu tartışmalara?
Öncelikle belirtmek isterim ki biz “kurmaca iş” yapıyoruz. Hikayelerimiz gerçek de olsa, drama pek çok farklı birimin ortaklaşa üreterek oluşturduğu bir “kurmaca”dır. Dramadan, belgesel gerçekliğini beklemek, her konu için yanlış olur. Tarihi dizilerden tarih öğrenmek istemek kadar yanlıştır meslek ilkelerini drama üzerinden tartışmak.

Dizinin insanların psikiyatrik tedaviye olan bakışını değiştireceğini düşünüyor musunuz?
Drama pek çok şeyi değiştirebilir insan hayatında. Ancak seyircinin algısı üzerine konuşmak benim haddim değil.

Aile içi şiddet, toplumun kanayan yarası… Dizide aile içi şiddetin yarattığı travmaların boyutu çok çarpıcı bir şekilde sergileniyor. Bunların bu şekilde ele alınmasının aile içi şiddet olaylarına nasıl katkısı olabilir?
Katkı olur mu, olmaz mı? Nasıl bir katkıdır bu? Bu tartışmalar dramayı üreten bizleri kısıtlar yaratım esnasında. Elbette birçok faktöre dikkat ediyoruz ancak “katkı sağlamayı” üretirken düşünmek bana hem gerçekçi gelmiyor hem de bunun yaratım akışını bozduğunu düşünüyorum. Üreticinin değil, tüketicinin cevabıdır sanırım burada önemli olan.
Kırmızı Oda, yeni bölümleriyle her Cuma 20.00'de TV8'de!

Röpörtajın tamamına şuradan ulaşabilirsiniz.