Atatürk'ün Bilim ve Teknolojiye Verdiği Önem

bazinga

Admin
1 Şubat 2007
95,407
34,210
1,060
1. ATATÜRK' ÜN BİLİM VE TEKNOLOJİYE ÖNEM VERMESİ

Atatürk'ün temel inanışlarından ve onun düşünce sistemi olan Atatürkçülüğün unsurlarından biride ; ilmin ve aklın rehberliği altında sürekli çağdaşlaşmadır. Başka bir terim ile ; her çağın ilim ve teknolojisinin rehberliği ve getirdiği yeniliklerin ışığı altında toplumun çağdaşlaşma - modernleşmeyi sürdürmesidir.

Atatürk bilim ve teknolojinin önemini "Dünyada her şey için , medeniyet için, hayat için , başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir,fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, doğru yoldan sapmaktır" sözleri ile vurgulanmıştır.

Türk milletini geri bırakan sebep; Cumhuriyet devrine kadar gerçek anlamda bilim ve teknolojiyi izleye bir dönemin yaşanmamış olmasıdır. Bu nedenle Türk Milletinin medeni , çağdaş ve müreffeh millet olarak varlığını yükseltmek dinamik idealini kendisine gösteren Atatürk ; bu ideale ulaşmakta , bilim ve teknolojinin önemini belirtmiş "Bu millete gideceği yolu gösterirken ,dünyanın her türlü ilminden, buluşlarından,ilerlemelerinden istifade edelim" demiştir.

Atatürkçülük'te ; akılcılığın temeli olan bilim ve teknoloji her alanda esas alınmalıdır. Zira Atatürkçülük ,ilerlemenin temeli olan çağdaş bilim ve teknik esaslarının, her alanda rehber kabul edilmesini gerektirir. Bilim ve teknolojide ileri olmak , her türlü mücadelede başarılı olmanın başlıca koşuludur. Bu amaçla bütün faaliyetler bilim ve teknoloji temeline oturtulmalı, bilim ve teknolojinin hudutları daima genişletilmelidir.

Atatürk büyük Nutkunda Türkiye Cumhuriyeti 'nin kurulmasında temel prensip olarak bilim ve tekniğin esas alındığını dile getirmiş ve ayrıca "Milletimizin siyasi,sosyal hayatında ,milletimizin fikri terbiyesinde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır" demek sureti ile bilim ve teknolojinin kullanılacağı diğer alanları da göstermiştir.

Medeni dünya hızla değişmekte ve gelişmektedir. Bu değişiklik ve gelişmelere uymak gerekir. Uygarlık yolunda başarının gelişme ile mümkün olduğunu kabul eden Atatürk ; "Hayat ve geçime egemen olan kuralların zaman ile değişme , gelişme ve yenilenmesi zorunludur. Medeniyetin buluşlarının , tekniğin harikalarının dünyayı değişiklikten değişikliğe uğrattığı bir devirde asırlık köhne zihniyetlerle , geçmişe bağlılık ile varlığın korunması mümkün değildir" demiştir.

Atatürk'e göre , cehalet ve taassuptan uzak , ilme ve akılcılığa dayanan uygarlık yolu , toplumlar için zorunlu bir yoldur. Çünkü "Medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki, ona ilgisiz kalanları yakar ,yok eder . Uygar olmayan insanlar ve toplumlar daima uygar olanların ayakları altında kalmaya mahkum olacaklardır". Oysa Atatürk, Türk Milletinin, karakter, çalışkanlık , zeka , milli birlik özelliklerinin yanısıra ilerleme ve medeniyet yolunda , yürümekte olduğunu elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilim olduğu için , Türk Milletinin bu uygarlık yarışını kazanacağına inanmaktadır.

2. ATATÜRK' ÜN BİLGİ , BİLİM VE FEN İLE İLGİLİ SÖZLERİ

Dünyada her şey için ,yaşam için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. Bilim ve fennin dışında yol gösterici aramak aymazlık , bilgisizlik ,doğru yoldan çıkmışlıktır . Yalnız bilimin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki evrelerinin gelişimini anlamak ve ilerlemelerini izlemek koşuldur. Bin, iki bin , binlerce yıl önceki bilim ve fen dilinin çizdiği genel kuralları , şu kadar bin yıl önce bugün aynı biçimde uygulamaya kalkışmak , elbette bilim ve fennin içinde bulunmak değildir. (1924)

Ülkemizin en bayındır, en latif , en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı yenen zaferin sırrı nerededir bilir misiniz ? Orduların yönetiminde , bilim ve fen ilkelerini kılavuz edinmektir. Ulusumuzu yetiştirmek için temel olan okullarımızın, yüksek okullarımızın kurulmasında aynı yolu izleyeceğiz.

Evet; ulusumuzun siyasal , toplumsal yaşamında ulusumuzun düşünce bakımından eğitiminde de kılavuzumuz bilim ve fen olacaktır. (1922)

Ülkemiz içinde uygar düşüncelerin , çağdaş ilerlemelerin bir an yitirmeksizin yayılması ve gelişmesi gerektir. Bunun için bütün bilim ve fen adamlarının bu konuda çalışmayı bir namus borcu bilmesi gerekir.

Öğretmenlerimiz , ozanlarımız , edebiyatçılarımız ulusa bu felaket günlerini ve onun gerçek nedenlerini açık ve kesin olarak yazıp söyleyecekler, bu kara günlerin dönmemesi için dünya yüzünde uygar ve çağdaş bir Türkiye';nin varlığını tanımak istemeyenlere , onu tanımak zorunda olduğumuzu anımsatacaktır. (1922 )

Gözlerimizi kapayıp , yalnız yaşadığımızı varsayamayız. Ülkemizi bir çember içine alıp dünya ile ilgilenmeksizin yaşayamayız. Tersine gelişmiş ,uygarlaşmış bir ulus olarak uygarlık alanının üzerinde yaşayacağız : bu yaşam ancak bilim ve fenle olur. bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız . Bilim ve fen için bağ ve koşul yoktur . (1922 )

3. ATATÜRK' ÜN İLERİ GÖRÜŞLÜLÜĞÜ

Bu özelliğin apaçık bir belgesini , çoğunluğunu Türklerin teşkil ettiği bölgeler üzerinde kurmayı düşündüğü Türk Devleti 'nde buluyoruz . bu ,aynı zamanda O'nun , jeopolitik ve stratejik alanlarda da ne büyük bir güç olduğunu göstermektedir.

Atatürk , Birinci dünya Savaşının sonunu daha başından görebilmiştir . bu nedenle de gelecekte Türk milletinin kaderi ile Türk topraklarının kurtuluşu için alınacak tedbirleri düşünmüştür. Suriye cephesinde Yedinci Ordu Kumandanıdır. Antep'e gitmekte olan Ali Cenani Bey Teşkilat yapın . milli bir kuvvet meydana getirin . kendinizi savunun . Ben istediğiniz silahı veririm der . Aslında bütün bu neticeleri , daha 1917 yılında , Sadrazam Talat Paşa'ya ve Harbiye Nazırı Enver Paşa'ya ünlü raporu ile bildirmiştir.

Arkadaşı Ali Fuat Cebesoy "Padişah artık kendi tahtını düşünecektir. Bundan sonra millet kendi hakkını kendi savunacaktır . bizim ve ordunun ona yardım etmemiz , yol göstermemiz gerekir" diyecektir.

31 Ekim günü Yıldırım Ordular Grubu Kumandanlığını Alman generalinden devralırken , Alman generalinin " Yenildik .bizim için her şey bitti " ifadelerine karşı "Savaş müttefiklerimiz için bitmiş olabilir . Ama bizi ilgilendiren savaş , kendi İstiklalimizin Savaşı ancak şimdi başlıyor " cevabını verir.

Atatürk'ün derin ve uzak görüşlülüğünün bir güzel örneğini de İkinci Dünya Savaşını önceden bilmesinde görürüz. Adeta kehanete varan bir görüştür bu. Şöyle ki Atatürk ,1932 yılı Eylülünde ünlü Amerikan generali Mac Arthur ile bir görüşme yapar. Dünyanın , özellikle Avrupa Devletlerinin iyi yolda olmadıklarını , adeta bir savaşı çağırdıklarını sebepleriyle açıklar . İkinci Dünya Savaşının 1940 -1945 yılları arasında cereyan edeceğini söyler . Avrupa 'nın kaderinin Almanya'nın elinde bulunduğuna işaret eder. Sonra da Fransızlar artık güçlü bir orduyu kurmak yeteneğinden yoksundurlar. İngilizler bundan böyle adalarının savunmaları için Fransızlara güvenemezler. İtalyanlar savaşın dışında kalabilecek olsalar , savaş sonrası barışta önemli bir rol oynayabilirler. Ama , Musollini' nin ihtirası yüzünden bunu yapamayacaklardır . böylece Almanlar , İngiltere ve Rusya dışında bütün Avrupa'yı işgal edeceklerdir.

Amerika'nın tarafsızlığını koruması mümkün olmayacaktır. Savaşa katılacaklardır . bu katılma ile de Almanlar mağlup olacaklardır. Fakat savaşın asıl galibi , ne Amerika ne İngiltere olacaktır . Sovyet Rusya savaşın galibi olacaktır. Biz Türkler , bu tehlikeyi diğer bütün milletlerden çok daha iyi görmekteyiz. Çünkü yakın komşumuzdur . çünkü , onlarla çok savaştık . çünkü Batı'nın farkına varmadığı bir politika uygulamaktadır. Yalnız , Avrupa için değil, Asya için de büyük tehlikedirler.

Gerçekten zamanı bu derece şeffaf gören büyük Atatürk'ün , bu derecede uzağı görebilmesi onun olağanüstü bir insan olduğunu gösteriyor . Bu kadar derin ve uzun bir politik görüş sahibi, bugüne kadar cihana gelmiş midir ? Hiç sanmıyorum.

Karl Jaspers' in açıkladığı gibi "Durumun farkına varan insan , ona hakim olmaya başlamış sayılır. Ona cepheden bakan , şahsiyetini gerçekleştirmek için savaşa atılır ve iradesini ortaya koyar. Ben çağımın içinde bulunduğu manevi durumu tahlil sureti ile ,insan olma irademi gerçekleştiririm ".

Atatürk'ün Alman filozofu Karl Jaspers';in açıklamalarının ışığı altında , Mondros Ateşkes Antlaşması sonucu karşılaştığı durum , varlığı objektif yorum ve aldığı karar, onda büyük bir insan olarak , iradesini gerçekleştirme fırsatını vermiştir.

Atatürk gerçekçi yönü ile ve uzak görüşü ile Osmanlı Devletinin felakete yuvarlanışını gören, durum tesbiti ile değerlendiren ve sonuç olarak karar alan insandır. Bu nedenle Milli Mücadelenin şefi ve lideri olmak herşeyden önce O'nun kaderi idi.

 

Forum İstatistikleri

Konular
201,076
Mesajlar
3,290,181
Kullanıcılar
6,200
Son Üye
Yağmur